Hepatit B ve gelişim bozukluğu

2008 yılında Gallagher ve Goodman tarafından bir araştırma yapılmıştır. Araştırma Hepatit B 3’lü seri aşı ile gelişim bozukluğu arasındaki ilişki üzerinedir. Araştırma yapılan çocuk sayısı 1,824, yaş aralığı ise 1 ila 9 arasıdır. Tiyormersal içeren Hepatit B 3lü serinin aşısını olan “erkek” çocukların aşılanmayan çocuklara oranla gelişim bozukluklarına daha yatkın oldukları tespit edilmiştir. (Kızlarda yükselen bir risk görülmemiştir)

Tamamen aşılanmış erkek çocukların özel eğitim hizmeti alma sayısı, aşılanmayan erkek çocukların 8.63 katı fazlaydı.

Araştırma Amerika Birleşik Devletlerinde yapılmıştır.

Aynı yazarların diğer araştırması yeni doğmuş erkek bebeklere yapılan Hep B aşısıyla otizm teşhisi arasındaki ilişki üzerine yapılmıştır. Araştırma yapılan erkek çocuklar otizm teşhisi konmuş, 1999 yılı öncesi doğmuş 3 ila 17 yaş aralığındaki çocuklardır. 1999 öncesi doğan ve Hep B aşısı olanların otizme yakalanmaları 3 kat fazlaydı.*

* Gallagher CM, Goodman MS, “hepatitis B vaccination of male neonates and autism diagnosis, NHIS 1997-2002, J Toxicol Environ Health, Part A, 73 (2010): 1665-1667

Kaynak: Vaccine Epidemic Sf. 60

4 Comments

  1. Kafası Karışan Adam
    Haz 5, 2014

    Merhaba benim 5 aylık bir oğlum var ilk 4 aydaki tüm aşıları yaptırdık. Rota virüste dâhil. Eşimle yaptığımız araştırmalar sonucu aşıların zararları hakkında birtakım bilgiler edindik ve halen öğrenmeye devam ediyoruz. 4. ay kontrolünde doktorumuza aşı yaptırmak istemediğimizi söyledik tabi itiraz etti aşıların gerekli olduğunu söyledi uygun dille. Burası Avrupa değil Türkiye dedi. Ancak okuduklarımızı savunacak yeterli donanıma sahip değildik. Ayrıca internette okuduğumuz birbirine zıt yorumlar aşı yaptırmamak için gereken kararlı duruşumuzu olumsuz etkiledi. Eşimin de telaşlanması üzerine 4. Aydaki 5li karma aşı ve Konjüge Pnömökok aşılarını yaptırmak zorunda kaldık. Doktorumuzla rotanın 2. Dozunu yaptırmamak konusunda uzlaşmakla birlikte su çiçeğini istemezseniz yapmayız ama başınızı ağrıtırlar dedi.
    Bu aşamada geri kalan Suçiçeği, KKK, Hep A, Td, Difteri-Boğmaca-Tetanoz Rapel aşılarını yaptırmamayı düşünüyorum Bu sefer daha donanımlı şekilde doktorun karşısına çıkacağız ,kararlı olacağız. Ancak daha önceden yaptırdığımız Hep Bye ait 1 doz, 5’li karma, Konjüge Pnömökoka ait ise birer doz ve rapel aşıları kaldı.
    HepB aşısının en çok yan etkisi olduğunu yazmışsınız(sinir sistemine). HepB aşısı ömür boyu korumayacak mı?(3. Doz vurulacak) HepB ve Çocuk Felci tedavisi olmayan hastalıklar diye biliyorum. Benim doğuştan bağışıklığım var Hep B’ye ama dedemiz taşıyıcı
    Diğer taraftan eşimin arkadaşı yetişkin olduğu dönemde çocuk felci geçirdi. Ölü çocuk felci oral polio olarak yaptırmayı düşünüyorum. Suriyeliler geldikten sonra çocuk felci vakaları ülkemizde de görülmeye başlamış bunu birkaç ağızdan duydum.
    Bu noktada düşünceleriniz öğrenmek istiyorum:
    6. ayda yaptırılan
    HepB (3. Doz),
    Oral Polio(Çocuk felci) (1. doz),
    5li karma(difteri,tetanoz, boğmaca,influenza tip B,inaktif polio) (3. Doz),
    Konjüge Pnömökok (3. Doz)
    Aşılarının hepsi olmak üzere farklı bir aşı takviminde yaptırsam mı? (Örneğin hep. B 7. Ayda, çocuk felci 8. Ayda, diğerleri takviminde gibi ya da daha ileri yaşlarda??)
    Ya da 5’li karmada yer alan tetanoz ve menenjite neden olan virüsü ayrı bir şekilde yaptırsam mı ya da 5’li karma ve pnömökokü hiç mi yaptırmasam?

    Teşekkürler.

  2. Asena Devlet
    Haz 6, 2014

    Merhabalar,

    Öncelikle kutluyorum sizi, en azından araştırmaya başlamışsınız ve zihinde soru işaretleri oluşması da gayet normal.

    Telaşlanmadan ve sabırla araştırmaya devam ettiğiniz takdirde netleşecektir bu soruların cevabı, önemli olan doğru/güvenilir kaynaklara ulaşmak.

    Aşısı olan hastalıkların ne olduğunu, bulaşma yollarını, Türkiye’deki insidanslarını, tedavi yollarını araştırdığınızda çocukluk çağı enfeksiyonlarından bazılarına ‘hastalık’ demenin bile yersiz olduğunu göreceksiniz zaten. Örn. su çiçeği, rotavirüsü, kızamıkçık, kabakulak ve hatta kızamık. Difteri biliyorsunuz uzun yıllardır görülmüyor Türkiye’de ve tetanoz olgusu da her sene 10 veya 20’nin üzerine çıkmıyor ve bunların çoğunluğu da Güneydoğu Anadolu’da görülen vakalar. Yine bunların da hepsi ölümle sonuçlanmıyor.

    Size araştırmalarınız için önerebileceğim en önemli kaynak Neil Z. Miller’ın “Vaccine Safety Manual” adlı kitabıdır. Binlerce bilimsel ve tıbbi yayın referansıyla hazırlanmış kitapta hem hastalıkların objektif(!) bir şekilde risklerini, bulaş yollarını görebilir hem de aşılarının güvenliği ile ilgili yapılmış tüm çalışmalara ulaşabilirsiniz.

    Bir diğer önemli nokta, siz de fark etmişsinizdir, doktorlardan aşıların yan etkisiyle ilgili beylik kalıpların dışında pek bilgi alınamıyor oluşu, ki fakültede eğitimlerinin bir parçası olmadığını düşünürsek şaşırtıcı değil. Ancak size hastalığın riskini, çoğu zaman en nadir görülen ve en korkutucu riski en başta söyleyerek açıklarken, en azından aşının prospektüsünde yazan yanetkileri de bildirmeleri gerekiyor. Bir diğer handikap aşıların Türkçeleştirilmiş prospektüslerinde pekçok önemli bilginin yer almayışı! O yüzden, lütfen takvimdeki aşıların markalarını alarak internetten firmaların yayımlamış olduğu prospektüslerin orijinallerine ulaşın, incelemenizi bu şekilde yapın. Bu bilgilerin hepsini biraraya toplamış siteler var, örn.: http://vactruth.com/vaccine-inserts/

    Türkiye’de otizmli pekçok çocuğun tedavisini üstlenmiş Prof. Ahmet Aydın Hoca örneğin aşıların hayatın ilk 2 senesinde yaptırılmamasından yana görüş bildiriyor. Teorik bilgi tıpta önemli evet, ancak bugün tıp kitaplarını bile ilaç firmalarının yazdırdığını, müfredat hazırladığını düşünecek olursak, bu tip değerli hocaların sahada edindiği tecrübe ışığında yaptığı önerilerin ne denli önem kazandığını takdir edersiniz sanırım.

    Şu linkten kendisiyle yapılan söyleşinin ilgili kısmını okuyabilirsiniz: http://ekemis.com/prof-dr-ahmet-aydin-ve-otizm-uzerine-soylesi/

    Bir de tabii ki bu konuyu son 4 senede derinlemesine araştırmış ve aşı kartelleri ve sağlık bakanlığının tavsiyelerine aykırı görüş bildirme cesaretini gösterebilmiş çok değerli bir hekim, Çocuk İmmünoloji-Allerji Uzmanı, Prof. Dr. Alişan Yıldıran’ın görüşleri var. Kendisinin yorumlarını Facebook’ta kendi sayfamın Notlar bölümünde arşivledim:

    https://www.facebook.com/notes/kurtlarla-ko%C5%9Fan-kad%C4%B1n%C4%B1n-a%C5%9F%C4%B1-g%C3%BCncesi/%C3%A7ocuk-imm%C3%BCnoloji-allerji-uzman%C4%B1-prof-dr-ali%C5%9Fan-y%C4%B1ld%C4%B1ran%C4%B1n-a%C5%9F%C4%B1larla-ilgili-yorumu/592354724185894

    Kızamık aşısı ve SSPE bağlantısını değerlendirdiği yorumu:

    https://www.facebook.com/notes/kurtlarla-ko%C5%9Fan-kad%C4%B1n%C4%B1n-a%C5%9F%C4%B1-g%C3%BCncesi/kizamik-a%C5%9Fisi-sspe-ba%C4%9Flantisi-prof-dr-ali%C5%9Fan-y%C4%B1ld%C4%B1ran/592361957518504

    Kendisinin kızamık virüsünün kanseri önleyici etkisi üzerine değerlendirmelerini şuradan görebilirsiniz:

    http://ahmetrasimkucukusta.com/2014/05/18/misafir-yazar/kizamik-virusu-bagisiklik-sistemini-nasil-etkiler/

    Kızamıkla ilgili yabancı hekimlerin Türkçeleştirilmiş makaleleri şu linklerden takip edin:

    Kızamık geçirmenin faydaları: http://lilliputian.me/2013/09/kizamik-gecirmenin-faydalari/

    Kızamık gerçekleri – Viera Sheibner:
    http://lilliputian.me/2013/09/kizamik-gercekleri-bilim-doktoru-viera-scheibner/

    Kızamık gerçekleri – Hilary Butler:

    http://lilliputian.me/2013/09/kizamik-gercekleri-hilary-butler/

    Başınızı ağrıtmakla ilgili bir yorumda bulunmuş doktorunuz, işin hukuki boyutu ve haklarınız için şu yazıyı okuyun, alttaki yorumlar bölümünde Alişan hocanın size linklerini verdiğim yorumları ve tabii benimkiler de geçmekte 🙂

    http://www.medimagazin.com.tr/authors/hakan-hakeri/tr-ulkemizde-zorla-asi-yapilabilir-mi-72-64-3571.html

  3. Asena Devlet
    Haz 6, 2014

    Şimdiye kadar verdiğim linkleri okursanız zaten ‘Hep-B ömür boyu korumayacak mı’ sorusunun cevabını da bulmuş olursunuz. Doktorunuzun sizi bu konuda uyarmamış olması da hayret uyandırıcı, ancak bundan bir 15 sene öncenin aksine tıp dünyası bugün aşıların sağladığı yapay başışıklığın tahminlerinin de ötesinde kısa süre “koruma” sağladığını, hatta bazı durumlarda hiç koruma sağlamadığını biliyor. Dikkat ederseniz o yüzden sessiz sedasız aşılar 1’den 3’e 5 doza çıkarıldı, ergenlikte ve yetişkinlikte de aynı aşılar yeniden tavsiye edilmeye başladı.

    Aşıların güvenlik ve etkinlik çalışmalarının tümü bizzat aşı satmanın derdinde olan firmalarca yürütülüyor ve onay aldıktan sonra piyasaya sürülüyor biliyorsunuz. Dünyada konuyu araştırmış pekçok hekim bu çalışmaların ne denli zayıf ve yanıltıcı olduğu konusunda hemfikir. Yine de, aşı firmalarının etkinlik çalışmaları sonucunda bile hiçbir firma bugün aşım %100 korur ya da ömür boyu korur diyemiyor. Bugün pekçok aşının koruma süresinin 3-5 seneyi geçmediği sık sık aşılı topluluklarda yaşanan salgınlarla empirik olarak da kanıtlanmış durumda zaten.

    Hep-B Engerix için firmanın ‘tahmini’ aşının 10 yıl koruyacağı yönünde, ancak çocuğunu 3 doz aşılatmış insanların (Türkiye’de) bildirimleri, yaptırdıkları kan testlerinde titerlerin (kandaki antikor seviyesine bakar) 2 sene dahi koruduğu iddia edilen seviyenin üzerinde kalamadığı.

    Evet burası Avrupa değil, ancak hekimlerimizin aynı mantıkla buranın Amerika da olmadığını düşünebilmesi gerekir. Oysa doktorlara sağlık bakanlığının gönderdiği tebliğler, anne-babalara yaptırdıkları açıklamalar doğrudan Amerikan CDC kurumunun çarpıtılmış, taraflı ve bilimsel olarak da kusurlu açıklamalarıdır. Amerikan takvimini hızla kopya ediyoruz, anne-babaları “ikna” (korkutma) ve yıldırma takdikleri de doğrudan bu ülkeden ithal ediliyor maalesef.

    Türkiye’de hepatit B hastalığının çocuk yaş grubundaki riski ile ilgili yaptığım araştırmanın sonuçlarını ve Hep-B hastalığı ile ilgili referanslı bilgilerden bir kısmını buradan paylaşayım sizinle, siz bu bilgileri lütfen doktorunuzla ayrıca mütalağa edin:

    Hepatit B Hastalığının Gerçek Risk Oranları:

    Hastalığı kapanların %50′si belirti geliştirmez; iyileşerek ömür boyu bağışıklık kazanır (bu kişiler hastalığı geçirdiğini bile fark etmez),

    Hastalığı kapanların %30′u sadece grip benzeri belirtilerle hastalığı atlatır; ömür boyu bağışıklık kazanır,

    Hastalığı kapanların %20′si Hepatit B tanısı almalarına neden olacak belirtileri (bulantı, kusma, sarılık, artmış karaciğer enzim değerleri) gösterir, yani kendini doktora gidecek kadar hasta hisseder,

    Belirti geliştiren bu %20′lik kesimin %95‘i hastalıktan tamamen iyileşir; ömür boyu bağışıklık kazanır.

    Sonuç olarak, Hepatit B geçirmiş kişilerin yalnızca %5′ten az bir bölümü hastalık rezervuarı olarak adlandırılabilecek duruma, yani kronik taşıyıcılık durumuna geçer. Bunların ise,

    %75′i (toplam Hepatit B’li hastaların %3.75′i) asemptomatik (inaktif) enfeksiyonla yaşamlarını sürdürür

    %25′i (toplam Hepatit B’li hastaların %1.25‘i) karaciğer rahatsızlığı ve kanser geliştirir; bu rahatsızlıklar ise akut epizoddan 10 ila 30 sene sonra başgöstermektedir.

    Hepatit B Bulaş Yolları

    1. Parenteral (kan ve kan ürünleri aktarımı ve damardan uyuşturucu kullanımı sırasında)

    2. Perinatal (doğum sürecinde, HBV taşıyıcısı anneden bebeğe vertikal/dikey geçiş yoluyla; yüksek endemite görülen bölgelerde daha sık rastlanır. Türkiye’de HBV için önemli bir bulaş yolu olmadığı gösterilmiştir)

    3. Cinsel

    4. Horizontal (gösterilebilir parenteral, cinsel veya perinatal temas olmamasına karşın meydana gelen, insandan insana zedelenmiş deri ya da mukoza aracılığıyla ve ortak kullanım alanları nedeniyle meydana geldiği düşünülen bulaş şekli)

    Dedenin taşıyıcı olduğunu söylemişsiniz, ancak hangi deneyimli doktora sorsanız size Hep-B’nin öyle sarılma öpmeyle bulaşmayacağını, çocuğun cildinde mevcut açık bir yara varsa ve enfekte kişiyle uzun temas sonucu kanı, salyası yaraya gelirse kapacağını belirtecektir.

    Türkiye’de çocuk grubunda ne kadar vaka var diye bakacak olursak da şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza:

    “Prof. Dr. Hilal Özcebe’nin editörlüğünde hazırlanmış, “Türkiye’de Çocuk Sağlığının Durumu” adlı raporda TC.Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Bağışıklama Şubesi’nin basılmamış verilerine göre Hepatit B’nin Türkiye’de 5 yaş altı çocuklarda görülme oranı 2010 yılında yüzbinde 0,5’tir (yani milyonda 5 çocuk). Yani, bir daha altı çizilerek ifade etmek gerekirse, Türkiye’de 0 – 5 yaş arası bebek ve çocuklarda Hepatit B bir halk sağlığı önceliği değildir ve yenidoğanların ulusal çapta aşılanmasını gerektirmemektedir!”

    Konuyla ilgili diğer bilgiler için şu yazıyı inceleyin lütfen: http://lilliputian.me/2013/01/hepatit-b-asisi/

    Gelelim polio’ya:

    Bakın yine bir önceki mesajda verdiğim linklerden birindeki yorumumdan aktarıyorum, burada verilen bilgileri doktorunuzla da teyit edin lütfen:

    Polio:

    “Polio enfeksiyonlarının çoğunda ancak birkaç belirgin semptom ortaya çıkıyor.
    [Volk WA, et al. Basic Microbiology, 4th edition. Philadelphia, PA: J.B. Lippincott Co., 1980:455.]

    Hatta esasına bakılacak olursa, doğal polio virüsüne maruz kalan kişilerin %95’i salgın durumunda bile(!) hiçbir belirti göstermiyor.
    [Physician’s Desk Reference (PDR); 55th edition. Montvale, NJ: Medical Economics, 2001:778 ve Burnet, M., et al. The Natural History of Infectious Disease New York, NY: Cambridge University Press, 1972:16.]

    Enfekte kişilerin sadece %5’inde hafif belirtiler, yani boğaz ağrısı, boyun tutukluğu, başağrısı ve ateş gibi belirtiler görülüyor ki bu da çoğu kez basit bir soğuk algınlığı veya grip teşhisi alabiliyor.

    [a) Physician’s Desk Reference (PDR); 55th edition. Montvale, NJ: Medical Economics, 2001:778.
    b) Neustaedter R. The Vaccine Guide. Berkeley, California: North Atlantic Books, 1996:107–8]

    Kas paralizisinin hastalığa yakalanmış her 1.000 kişide 1 gibi bir oranda seyrettiği tahmin ediliyor
    [Physician’s Desk Reference (PDR); 55 th edition. Montvale, NJ: Medical Economics, 2001:778. ve Baby Center. The Polio Vaccine (0-12 months).

    Bu durum bazı araştırmacı bilimadamlarına ‘paralitik polio’ [felç] geliştiren bu az sayıda insanda hastalığa anatomik yatkınlık olabileceğini, nüfusun geri kalan ezici çoğunluğunun ise polio virüsüne doğal olarak bağışık olabileceğini düşündürtmüş.
    [Moskowitz R. Immunizations: The Other Side.Mothering Spring 1984:36.]

    Paralitik polio nadiren kalıcı üstelik, çoğu kez felçten TAM iyileşme sağlanıyor
    [Harry NM. The recovery period in anterior poliomyelitis. British Medical Journal 1938; 1:164–7. ve Ramlow, J., et al. Epidemiology of the post-polio syndrome. American
    Journal of Epidemiology 1992;136:783.]

    Birkaç gün içinde kas gücü yerine gelmeye başlıyor ve sonraki 12-24 ay içinde iyileşme devam ediyor. [bkz bir önceki kaynaklar]

    Vakaların çok düşük bir yüzdesinde paralizi kalıntısı görülüyor.

    Çok nadir olarak da solunum kaslarında paralizi nedeniyle ölüm gerçekleşiyor. [bkz. Yukarıdaki kaynak]

    Tedavi için hastanın yatakta istırahati sağlanıyor ve tutulan uzvun tamamen rahatlaması sağlanıyor. Şayet kişi nefes almakta zorlanıyorsa bir solunum cihazı veya eskilerin ‘demir ciğeri’ kullanılıyor. Gerekirse fizik tedavi uygulanıyor.

    Hastalık risklerinin danışana korkutma amacıyla abartılı veya yanlış şekilde aktarılamayacağını, hekimlerin objektif olarak karşısındaki bireyin(!) çıkarını düşünerek bu bilgileri objektif olarak aktarması gerektiğini hatırlatmak isterim.”

    Polionun gerçek tarihini bu konuda kitap yazmış bir hekimden dinlemek istiyorsanız şu videoyu kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Türkçe altyazılıdır, ilk etapta altyazı çıkmıyorsa alttaki bardan altyazıyı aktifleştirmeniz gerekebilir:

    https://www.youtube.com/watch?v=ZuA10VjyYK0

    Polio’yla ilgili okumak isteyebileceğiniz diğer yazılar:

    http://lilliputian.me/2013/11/polionun-gercek-tarihi-dr-suzanne-humphries/

    http://lilliputian.me/2014/01/hey-gidi-polio-ne-idin-ne-oldun/

    Ve son olarak da hemen bugünlerde İstanbul’da gizli kapaklı başlatılan polio aşılamasıyla ilgili (en azından benim) aklıma takılan soru ve sorunları ifade ettiğim yorumum:

    “Sessiz sedasız (reklamsız) bu defa da zavallı Suriyeli sığınmacılar ve yabancı uyruklular(?) hedefimizde. Evet yaşam koşulları önemli hastalık bulaşında, ancak burada birkaç açıklanmaya muhtaç nokta var.

    1. Polio salgınlarının genellikle yaz mevsiminin sonunda ortaya çıktığını biliyoruz. Peki sağlık bakanlığı ne oldu da yazın başında kampanya ihtiyacı hissetti?

    Reklam yapmıyoruz, duyurmuyoruz demelerinin sebebi (elbette siyasi kaygıların yanında) insanlar acaba tutar da “e hani nerde İstanbul’da (veyahut da TR’nin başka herhangi bir ilinde) teyitli polio vakaları?”, diye sorar diye mi?

    Dünyanın neresinde görülmüş böylesi keyfekeder, e hadi Suriye’de (epi topu 12 vaka) görülmüş, biz kimselere açıklama yapmadan, ortaya veri filan koymadan kafamıza göre hedef kitle belirleyelim, anaokullarında kreşlerde yakaladığımız çocuğu (umuyorum anne-babanın izni dahilinde!) aşılayalım tarzı sorumsuz bir davranış?

    2. Metinde (umuyorum masumane bir ihmalle) Türkiye’de çocukların takvim gereği 6. ve 18. aylarda polio aşısı olduğu belirtilmiş.

    a) Bu aylarda yapılan OPA (oral polio aşısı) adındaki damla şeklindeki aşıdır. Oysa çocuklar bu aşıların yanısıra 2, 4, 6 ve 18. aylarda 5’li karma aşıların içinde IPA, yani iğne şeklindeki polio aşısını da oluyor. Mevcut veriler, öldürülmüş polio virüsü ihtiva eden IPA aşısının, zayıflatılmış canlı virüs aşısı olan OPA’ya göre çok daha etkili olduğunu da gösterirken, bizim çocuklar 2 yaşın altında 4 doz IPA ve 2 doz OPA ile rekor seviyede 6 doz aşılarını olmuyorlar mı?

    b) Haberde polionun en sık görüldüğü yaşın 5 yaş olduğu belirtilmiş. Lütfen sağlık bakanlığı açıklasın, doğumdan 1.5 yaşa kadar 6 doz aşıyla bu çocukların 5 yıl dahi korunmadığını düşünüyorlarsa acaba aşıların etkinliğini ve tabii buradan hareketle bunca dozun gerekliliğini sorgulamamız gerekmez mi?

    6 dozla sağlayamadıkları bağışıklığın, mucizevi bir şekilde bir 7. dozla kesin sağlanabileceğini mi söylemek istiyorlar?

    3. Metinde polioya dair sağolsunlar hastalığı kapan çocukların %95’inin belirti bile göstermeden hastalığı geçirip atlattığına yer vermişler. Ancak söylenenler yanında söylenmeyenler, yarım bırakılan gerçeklikler herzaman daha önemli bu tür oldubittilerde.

    Bu metinde artık dünya alemin bildiği, OPA aşısının bizzat polioya yol açabileceği, aşıyı olan çocuklar çocukların dışkısı yoluyla da
    etrafa virüs yayabileceği ve sağlık durumu yerinde olmayanları ciddi şekilde felç riskine soktuğu bilgisi neden yok?

    Bunun literatürde bilinen ismi “contact immunity”, yani temas yoluyla pasif bağışıklamadır. Amerikan halkı devletin kendilerini bu yolla, bir taşla birkaç kuş vurma azmiyle, ancak elbette bilgi ve rızaları dışında yıllarca aşıladığını zor yoldan, insanlar çocuklarının altlarını değiştirirken felç geçirmeye başladığında anladı. Amerikan devleti CDC üzerinden yaptığı açıklamayla ülkede son 30 yılda tek bir doğal polio virüsü enfeksyionu olmadığını, kayda geçen tüm polio (ve müteakip felç) vakalarının aşı virüsünden kaynaklandığını açıkladı ve OPA’yı kullanımdan kaldırdı.

    Amerika’nın kullanmadığı bu riskli aşıyı Pakistan, Hindistan ve şimdi Türkiye ağza şekerli su damlatır gibi dağıtıyor çocuklara doz doz.

    Paylaşımları takip edenler bu artık hesabı bile tutulmayan OPA dozlarının Pakistan ve Hindistan’da kaç çocuğu felç ettiğini hatırlayacaktır. Şimdi, şayet bu kampanyalardan sonra hakikaten polioya yakalanmış ve hatta felç geçirmiş çocukların haberleri gelmeye başlarsa, zannediyor muyuz ki devlet çıkıp ‘evet, bizim yaptığımız aşılardan olmuştur bu’ diyecek?

    Lütfen uygulayıcıları geçin ve doğrudan sağlık bakanlığından cevap talep edin, Türkiye’de kaç teyitli (!) doğal virüs kaynaklı polio vakası var, nerelerde ikamet ederler bunlar, kaç yaş grubundadır, sosyo-ekonomik koşulları nedir, aşılanma durumları nedir, hastalıkları tedaviye yanıt vermiş ve iyileşmişler midir yoksa herhangi bir felç durumu yaşanmış mıdır. Bu bilgiler öyle gizli saklı değil, şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmadan çocuğunuzu (ve kendinizi) ek risk altına sokmayın.

    Polionun ana bulaş yolları metinde verilmiş. Riski arttıracak ve hastalığın şiddetini belirleyecek diğer faktörlerin temiz suya erişim imkanı olmaması, kötü hijyen koşulları, çocukların bağışıklık sisteminin yaz ayları boyunca tükettikleri şekerli gıdalara bağlı olarak düşmesi, maruz kalınan pestisit, kimyasallar ve alınan farmasötik ilaçların yine polionun şiddetini etkileyen faktörlerden olması ve emen bebeklerde HEMEN HİÇ polio olgusuna rastlanmaması olduğunu “halk sağlığını tehlikeye atma” pahasına ben buradan paylaşayım, ancak bunları sizlere asıl açıklaması gerekenlerin de elinde aşıyla kapınızı çalanlar olduğunu belirtmeden geçmeyeyim.”

    http://www.asistanhekim.org/2014/06/istanbulda-nobetler-iptal-cocuk-felci-salgini/

  4. Asena Devlet
    Haz 6, 2014

    Buraya kadar sabırla okuduysanız, size işinizin burada da bitmediğini söyleyeyim 🙂

    Bağışıklanmanın ne olduğunu, aşılanmanın neden bağışıklanma dmeek olmadığını ve daha pekçok bilgiyi bulabileceğiniz bir kaynak derledim çeşitli kitap ve makalelerden. Lütfen etraflıca okuyun, doktorunuza bir dahaki gidişinizde kendinizden ve ne istediğinizden çok daha emin olacağınızı garanti ederim 🙂

    http://lilliputian.me/ebeveyn-asi-kilavuzu/

    Eşinize de size de selamlarımı iletiyorum.

    a.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir