Ölümcül Enjeksiyon: Aşının Hikayesi

“En güvenilir aşı hiç kullanılmamış aşıdır” -James R.Shannon Ulusal Sağlık Enstitüsü

FDA tarafından geri çağırılmış her ilaç, önce FDA tarafından onaylanmıştı.

Aşı’nın 3 temel fonksiyonu bulunmaktadır:

1- Aşı taşıma (transportation) için dizayn edilmiştir.

2- Aşı yaratma (creation) için dizayn edilmiştir.

3- Aşı yoketme (destruction) veya bastırma (supression) için dizayn edilmiştir.

Taşıma: Aynı bir taksinin yolcularını belli bir istikamete götürüp bırakması gibi, aşılarda içeriğindeki maddeleri insan bedenine bırakmak için kullanılırlar. Ancak bu taksinin içinde yüzlerce yolcu ve binlerce bilinmeyen unsur vardır.

Yaratma: Pekçok insan aşının amacının aşılanan maddeye vücudun sağlıklı tepki vermesi ve gelecekte gelecek viral saldırılara karşı koruma sağlaması olduğunu sanıyordu. Ama bunun gerçekte böyle olmadığı ortaya çıktı.

Yoketme: Aşının dizayn edilmesindeki unutmamamız gereken diğer amacı patojen veya virüsleri yoketmek veya vucuttaki özel fonksiyonunu bastırmaktı. Aşılamada arzu edilen vücutta antikor yaratmak ve üretmektir. Tıbbi anlamda etkin (effective) aşı ne anlama gelmektedir?

Etkin: Aşı hastaya vuruldu (aşılama), hasta antikor geliştirdi. Bilin ki aşılama hiçbir hastalık  veya virüs karşısında, hastanın “iyileşeceği” (cure), “şifalanacağı” (healing), “bağışıklık kazanacağı” (immunity) anlamına gelmez. Çünkü bu bastırıcı ilacın amacı bu değildir. Tek bildirilen hedefi antikor (antibody) üretmektir. Hepsi bu! Daha fazlası yok!

Peki hiç bu kelime gerçekten ne anlama geliyor düşündünüz mü? Anti-kor (anti-body) Tek tek ele alınca hayatı yok eden anlamına geliyor.  Hayatın karşıtı. Eger antikor olarak tek yaşama amacınız yaşayanı bastırmak veya öldürmekse, o zaman hayattaki amacınız da yaşama zarar vermek veya öldürmek anlamına gelir.

Bir aşı vücudun immün sistemini stimüle etmek yoluyla antikor oluşturduğunda, ister herhangi bir DNA virüsü, patojen, kanser veyahut da vücudun sinir, kas veya üreme sistemi gibi komple bir sistemi olsun, aşılama veya oluşturulan antikor yanıtıyla elde edilen, hedefteki bu yaşam formunun baskılanması, mutasyona uğratılması veyahut da tamamıyla sona erdirilmesi olacaktır. (Antikor hedefindeki yaşam formunu yok etme/notralize etme aracıdır, aşıyla da oluşturulan tek tepki de işte bu anti-yaşam elemanlarının vücutta üretilmesidir.) Aşılamanın etkisi geçici veya kalıcı olabilir. Bu tamamen üretici firmanın niyetine ve aşının içeriğindeki yüzlerce maddeye bağlıdır.

Hepimiz geleneksel grip aşısını duyduk. Ve çoğumuz tavsiye edilen cocuk aşılarını da yaptırdı. (Polio, KKK) Ama aşılamanın tam potansiyelini anlamadan önce aşılamanın geleneksel olmayan şekilde nasıl çalıştığından da haberdar olmalıyız.

Hatırlayın: Taşıma, yaratma, bastırma ve ölüm. Belki aşılamanın dünya nüfusunu kontrol altında tutmaya calışan bir yöntem olduğunun söylendiği komik komplo teorilerini duymuşsunuzdur.  Hatta bu nüfusu %90 azaltacaklarını da duymuşsunuzdur.

Hahaha 🙂

Ortaya çıktı ki USGS (Amerika Birleşik Devletleri Jeolojik Araştırma) bunu zaten 23 yılı aşkın bir süredir yapmaktaymış. USGS’in web sitesine gittiğimizde Fort Collins Science Center (Bilim Merkezi) sayfası karşımıza çıktı. 1970’lerde ve 80lerde ABD’nin kuzeyindeki yabani at nüfusu kontrolden çıkmaya başlamış. Nufusları yılda %18-25 çoğalmaktaymış.

Bu kontrolsüz çoğalma, bitki örtüsünü, sürüyü ve yabani hayatı olumsuz yönde etkileyebilirmiş. Bunun için metinde adı geçen kurumlar, bu sayının kontrol altında tutulması için alternatif yönetim tekniği olarak atların kısırlaştırılma yöntemlerini araştırmaya başlamışlar.

1978-80 arası BLM (Arazi yönetimi bürosu) yabani sürüer için  Kemosterilant (Böcek mücadelesi maksadıyla dişi ya da erkek böcekleri kısırlaştırmakta kullanılan tepa, metepa, tiotepa ve hempa gibi maddelerin genel adı) geliştirilmesi için çalışmışlar. 1990larda araştırma döllenmeyi kontrol etmek için dişi atlara silikon implant takma olarak değişmiş. Iki yöntem de döllenmeyi kontrol etme konusunda işe yarasa da çıkan prüzlerden dolayı terkedilmiş.

Sonunda Ulusal Park Servis araştırma ekibi daha once köpeklerde, tavşanlarda ve primatlarda döllenmeyi kontrol ettiği kanıtlanan immunokontrasepsiyona, (yani immün sisteminin gebelikten korunmaya yönelik olarak aktive edilmesi) -porcine zona pellucida-(PZP) başvurmuşlar. 1988 yılında denemek üzere başlayan at sürülerinde PZP uygulaması, 1994 yılında sürü nüfusunun kontrol altına alınmasını sağlamıştır.

PZP iki yıl boyunca koruma getirmekteymiş. Şimdi eminim yabani at sürüsünde PZP gerçekten nasıl çalışıyor diye merak edenleriniz vardır.

PZP nasıl calışır bölümünde yazdığı gibi spermin yumurtaya yapışması, hem spermin yüzeyinde hem yumurtanın yüzeyinde (zona pellucida “ZP”) tamamlayıcı proteinler olmalıdır. PZP yabancı protein gibi davranmakta, ve tedavi edilen at antikorlar üretmektedir. (PZP döllenme kontrol ajanı aslında bir aşıdır.) Antikor yaratır ve üreme organında ve spermdeki proteini yokeder. Bu antikorlar atın yumurtasına yapışır ve döllenmeye engel olur. Bu işlem 10 aylıkken başlar. Ve en az 4 yıl boyunca her yıl tekrarlanması gerekir. Çünkü döllenmeyi engelleyen ajan tekrarlamazsa, zaman içinde seyrelip yok olmaktadır. Her tekrardan sonra, bunun kalıcı olarak kısır olması olasılığı artmaktadır.

Şimdi anladınız ki aşılama basit virüse veya hastalığa karşı bağışıklık kazandırma sürecinin çok ötesindedir.

Bütün bunlardan sonra etrafınızda duyduğunuz şeyler artık o kadar da çılgınca duyulmamalı. (Videonun bu anındaki resimde iki kadın “kadınların kısırlaştırılmasına karşı” ellerinde pankart taşıyorlar. Sonraki resimde baska bir kadın elindeki pankartta “benim vücudum, benim rahmim, benim haklarım, zorla kısırlaştırmayı sonlandırın yazıyor. Diğer karede ise zorla kısırlaştırmaya hayır yazıyor)

Sadece meraktan soruyorum, ne olurdu at kelimesi yerine insan kelimesini koysaydık. Açıkçası ben bunu kişisel olarak merak ettim. Acaba insanlar için böyle kısırlaştırıcı aşılamalar var mıydı? Ve bulduğum şey hayret vericiydi! Yüzlerce ve yüzlerce ABD hükümet patentli ilaçlar, aşılar, metodlar insan ve hayvanlarda üremeye son vermek üzerineydi. At nüfusu karşısında geliştirilen şu patent özellikle dikkat çekiciydi: 10 Mart 2011’de yayınlanmıştı. Başlığı Doğurganlık Yönetimi için Lonidamine Analoglar. Doğurganlık yönetimi içeriği: Formül 1 karışımın konu olana bir veya birden fazla uygulanması sonucu doğurganlık azalır. Doğurganlık yönetimi aynı zamanda konu olan erkeğin Sertoli hücre fonksiyonuna zarar verir, sözkonusu erkeğin sperm üretimine engel olur, testis ağırlğını düşürür, konu olan dişide yumurtalık ağırlığını düşürür, progesteron (gebeliğe etkili olan bir hormon) serumunu azaltır, konu olan dişide yumurtlama fonksiyonunu bozar, konu olanda dogurganlığı tersine çevirir. Doğurganlığı geri döndürmek için karışımın kesilmesi önerilir. Karışım geri dönülmez bir şekilde kısırlık sağlamak için de kullanılabilir.

Fakat bu örnekte konu olan BIR ERKEK veya KADIN. Bir başka paragrafta patentin birden fazla seferde devamlılık arzettiği görülüyor. Yani 2011 yılında ilk kez alınmamış. Ikinci paragrafta ise bu icadın hükümet desteğiyle yapıldığı ve Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından ödüllendirildiği görülüyor. Hükümet bu icatta çeşitli haklara sahiptir deniyor. Diğer bir deyişle bu icattan kar saglayacaktır. Üçüncü paragrafta ise karışımın içindekiler isimlendirilip, bunların kadın ve erkeklerin kısırlaştırılması için kullanılması ve üremeye engel olması yararlıdır diyor.

Içeriğin açıklaması yapılırken “novel” kelimesi kullanılmakta. Novel aslinda yeni, daha önce benzeri görülmemiş demek. Novel bir tıbbi terim değil. Novel yasal bir terim. Sadece yeni “novel” bir şey veya fikir telif hakkı veya patente sahip olabilir.

Dördüncü paragrafta planlanmamış hamileliklerin insanlarda ve memelerilerde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için süregelen bir endişe olduğu anlatılıyor. Çeşitli metodlar ve ürünler hamileliği engellemek için sunulmuştur. Bu ürünler: cerrahi müdahele ile kısırlaştırma, prezervatifler, doğum kontrol hapları, deri altı aşıları, dölyatağı içine yerleştirilen araçlar, sperm öldüren krem ve jeller, sünger veya diyafram gibi vajina içine yerleştirilen bariyerler.

Beşinci paragrafta erkekler için önlemler: bariyer metodu, hormonal metod, ritm metodu ve bağışıklama metodları. Devaminda Lonidamine’in nasil sperm üremesini engellediği anlatılıyor. Ancak yüksek dozlarda kullanılan lonidamine dönüşümü mümkün olmayan kısırlığa ve zehirlenmeye yolaçmaktadır.

Özet paragrafta “novel” kendine has karışımın, döllemeyi yönetmede kullanışlı bir metod olduğu söyleniyor. Bunu da döllemeyi bir süreliğine azaltmak ve daha sonra yeniden geri bırakmak yoluyla yapıyor. Bu çeşit dölleme yönetimi Formül 1 karışımın konu olana bir veya birden fazla uygulanması sonucu doğurganlık azalır. Dogurganlık yönetimi aynı zamanda konu olan erkeğin Sertoli hücre fonksiyonuna zarar verir, konu olan erkeğin sperm üretimine engel olur, testis ağırlığını düşürür.

Onbeşinci paragrafta dölleme yönetiminin konu olan dişide yumurtalık ağırlığını düşürülmesini içerir. Karışım aynı zamanda progesteron (gebeliğe etkili olan bir hormon) serumunu azaltır. Karışım konu olan dişide yumurtlama fonksiyonunu bozar.

Onaltıncı paragrafta, karışım konu olanda dogurganlığı tersine çevirir. Doğurganlığı geri döndürmek için karışımın kesilmesi önerilir. Somut bir örnekte karışım geri dönülmez bir şekilde kısırlık sağlamak için de kullanılabilir.

Yüksek dozda kullanımlar erkekte kesin olarak Sertoli hücre fonksiyonlarını bozarken, düşük dozda kullanımlar geridönebilir kısırlığa yolaçar, karışımın kesilmesiyle, dölleme geri gelir.

Başka bir somut örnekte, karışım kadınlarda dölleme yönetimi için kullanılabilir. Karışım kendi başına veya başka bir döllemeyi önleme yöntemiyle karıştırılarak kullanılabilir. İcat edilen karışım (Formula 1) konu olan dişide döllemeyi azaltmak icin uygulanabilir.

229. paragrafta karışım erkek ve dişi dölleme yönetiminde kullanılabilir. Karışım bir veya birden fazla dozda, döllemeyi önlemek veya erkek ve dişiyi kısırlaştırmak için kullanılabilir.

7 farede uygulanan 6mg/kg’lik tek oral doz GMZ, 7 farenin de %100 kısırlaşmasını sağlamıştır. 7 hafta sonra farelerden 4’unun dölleme kabiliyeti geri dönmüş, Altı fareden 4’u dölleme yeteneği geldikten sonra 3mg/kg GMZ oral doz sonucu tamamen kısırlaşmıştır.

259.paragraf, yeni icat edilen karışımla tedavi edilecek hasta her tür hayvan olabilir, tercihen memeli, yabani veya evcil olabilir (kedi, köpek vs), çiftlik hayvani olabilir (atlar, inekler, domuzlar, koyun vs), veya insan.

Neden insan, memelilerle ve hayvanlarla ayni yerde konuşuluyor.

Bunun için ABD kanununa bakmak gerekiyor. Tarım bölümünün altında, Bölüm 7: genel böcek hastalıkları

bunun da alt maddelerinde en son hayvan (animal) kelimesinin anlamı açıklanmakta. Hayvan kelimesi omurgalı ve omurgasız bütün cinsleri kapsar. Insan, diğer memeliler, kuşlar, balık, kabuklular bu tanımla sınırlanmaz, bu tanımın içindedir.

Böylece hükümet insanı, böcekten koruma bölümünde hayvan olarak tanımlamaktadır.

Durun bir dakika! Ben insanı bir kişi sanıyordum.

Bir dakika, diğer bir paragrafta kişi şöyle tanımlanmakta: Kişi terimi, herhangi bir birey, ortaklık, dernek, şirket, veya herhangi organize olmuş bir grup veya kişiler anlamına gelir, tüzel kişiliği olsun veya olmasın.

Demek ki hükümetin yasalarında insan bir kişi anlamında değil.

Burdan da anlaşılıyor ki insan yönetimi, hükümetin gözünde çiftlik hayvanları yönetiminden veya böcek yönetiminden farklı bir yerde değildi. Yani ABD kanunlarının gözünde biz sığırdan ya da hedefimiz gözönüne alınırsa yabani attan farksızdık.

Bu durumda soracak tek sorum kalıyor. Paragraf 259da bahsi geçen yabani hayvan mıyım yoksa evcil hayvan mıyım?

Dışarda insan nufusunu kontrol altına almayı öneren pekçok grup bulunmakta. Bunlardan biri Nüfus Konseyi.
Şöyle yazıyor “adjudin yeni bir ilaç, eski ilaç lonidamine’in analogu (eşi). Lonidamine kanser önleyici bir ilaç olup, hamileliği önleyici faydası 1980lerde keşfedilmiştir. Araştırmacılar Lonidamine’in erkeklerde kullanılmasını önermemektedirler (!! bunun dogru olmadığını biliyoruz), çünkü yüksek dozda kullanımları böbrekte hasara neden olmaktadır. O zamandan bu yana NewYork Nüfus Konseyi’nde bir grup bilimadamı, kar amacı gütmeyen doğum kontrolu araştırma organizasyonu, Lonidamine’den daha az toksik ama aynı fonksiyonda başka karışımlar aramışlardır. Ümit verici toksik olmayan karışımlar 1990larda bulunmuştur. Bu karışımlardan biri Af-2364 veya diğer ismiyle Adjudin, insanlar üstünde denenmeye başlanacaktır.

Yaratma ve bastırma:

Nasıl çalışıyor? Adjudin testiste spermin olgunlaşmasını engeller. Sertoli hücrelerini değiştirir.

Peki bu mucizevi kısırlaştırıcı ilaç nasıl taşınıyor? (Taşıma-Transportation!)
Etkin taşıma Adjudin’in en büyük gelişimsel sorunlarından biri olmuş. Karışım hedeflenen kasa gidene kadar %0.035 gibi çok düşük bir yaşamsal şansı var. Karışımı çok iyi ezdiğinde (micronization) ağızdan alımlarda birazcık daha yaşam şansı yükseldi. Şırınga edildiğinde veya aşılandığında ise yok.

Böylece bizim için güzel haber Nüfus Konseyindeki araştırmacılar vücudun kendi taşıma sistemini kullanan yeni bir taşıma mekanizması tasarladılar. Araştırmacılar Adjudin’i birazcık değiştirilmiş hormona (follicle uyarıcı hormon FSH) yapıştırdılar. Değişmiş FSH yeterince değişik şekle gelmişti ki artık hormon olarak çalışmıyordu ama reseptörler hala tanıyıp bağlanıyordu. Ve işte çengel şu: erkekteki tanıyan ve FSH’e bağlanan tek hücreler testisteki Sertoli hücreleri- Adjudin için gereken hedef. Bu hedeflenen taşıma sayesinde, Adjudinle bağlanmış değistirilmiş FSH, agızdan alınan saf Adjudin’den kat kat etkindir. Sadece küçük bir dozu (insanları kısırlaştırmak için) yeterlidir.

Şimdi bütün bu hükümetin patentlerine baktığımızda değişik yaşam formları (böcekler, hayvanlar ve diğer yaşam formları) için değişik kısırlaştırma metodları görüyoruz. Ama sanırım bu ortaya çıkan ve hükümetin kısırlaştırıcı aşı ürünlerinin üretilmesi ve bütün dünya çapında hayvanlar ve insanlar üzerinde kullanılmasına çok şaşırmamam gerekiyor. Hükümetin ikisi arasında (hayvan ve insan) bir fark gördüğünü de sanmıyorum.

Burda biraz geriye alalım ve 2009 domuz gribinden konuşalım. Novartis’in domuz gribi için yaptığı aşının prospektüsüne baktığımızda çok ilginç gerçeklerle karşılaşıyoruz.

ÖZEL NÜFUS GRUPLARINDA KULLANIM:

Influanza A (H1N1) 2009 Monovalent aşının güvenlik ve etkinliği hamile kadınlarda, emziren annelerde, ve 4 yaş altı çocuklarda ispatlanmamıştır.

8.1 baslikli diger bolumde ise
Hamilelik kategori C: Influenza A (H1N1) 2009 Monovalent Aşısı veya FLUVIRIN hayvan üreme calışmalarında denenmemiştir. Ayrıca hamile kadında ölümcül zarara veya üreme kapasitesine etki edip etmeyeceği bilinmemektedir. Influenza A (H1N1) hamile kadına ancak gerçekten ihtiyaç karşısında verilmelidir.
Bu arada hamile bir kadın gerçekten nasıl ihtiyaç duyacağı bir durumda olacak o benim anlayış sınırlarımı aşıyor.

13.1 başlıklı bölümde,
(carcinogenesis)kansere, mütasyona neden olan, doğurganlığı engelleyen
Ne FLUVIRIN, ne de Influenza A (H1N1) 2009 Monovolent Aşısı, kanser, mütasyona neden olması, doğurganlığı engellemesi bağlamında değerlendirilmemiştir.

Lütfen carcinogenesis’in kansere neden olan demek olduğunu not ediniz. İngilizce sözlükte carcinogenesis’in açıklaması şu şekilde yapılıyor: Normal hücrelerden kanserli hücrelerin gelişmesi. Kanserin üremesi.

Bu aşının kansere neden olan etkisi değerlendirilmemiştir yazıyor yani. Bu kısım bu tanıtımın ilerleyen kısımlarında yap-bozun önemli bir parçası haline gelecek. Ve bu paragraf hükümetin kontratlı şirketi olan Novartis’i insanlara veya hayvanlara verilecek zarardan bağımsız kılıyor.

Aşının olumsuz etkileri bölümünde ise;
en sık görülen olumsuz etki aşının yapıldığı bölgede aşırı hassasiyet (kızarıklık), bölgesel tepkiler, ve influenza benzeri semptomlar. Diğer bir deyişle grip aşısını olan bazı insanlar, gribe yakalanıyorlar.

Eileen Dannemann, toksik civalı 2009 H1N1 grip aşısıyla aşılanmış hamile kadınların aşı sonrası olumsuz tepkilerini takip etti. Data istatiksel olarak Dr.Paul G. King ve Dr. Gary Goldman tarafından düzeltildi. VAERS (aşı reaksiyonlarının bildirildiği merkez) 2009/10 grip döneminde, bir önceki döneme oranla %2500 ölü doğum ve ani düşük vakası bildirdi.

29 Ekim 2010 tarihindeki CDC’nin Atlanta’daki toplantısında, CDC’nin adamı Dr. Tom Shimabukuro hamile kadınlara vurulan civalı H1N1 aşısı sonrası NCOW’in rakamlarındaki 25 kat artan ölü doğumları ve ani düşükleri isteksizce onayladı.

NCOW: Organize olmuş Ulusal Kadınlar Konseyi.
Baskanı Eileen Dannemann, aynı zamanda öğrenci aşı liberasyon ordusunun kurucusu. (Vaccineliberationarmy.com)

H1N1 aşısı şu anda mevsimsel grip aşısıyla birleştirildi.
Mevsimsel Grip Aşısı:
Mevsimsel grip aşısı, rutin olarak her yıl dağıtılmakta.
* Geçen sezondaki grip aşısının aksine, H1N1 ve grip aşısına (iki aşıya) ihtiyacınız olduğunda, bu grip mevsiminde, sadece mevsimsel grip aşısına ihtiyacınız var.
*2010-2011 grip aşısı, influenza A H3N2 virüsüne, influenza B virüsüne ve pekçok hastalığa neden olan 2009 H1N1a karşı koruma sağlar.

Bill Gates 12 Şubat 2010 tarihli TED konuşması:
Yeni aşılar, sağlık sistemi ve yeniden oluşturulan sağlık hizmetleriyle eğer gerçekten mükemmel iş yaparsak, o zaman dünya nüfusunu %10-15 azaltabiliriz.

Konu aşı endüstrisine geldiğinde, hükümet tarafından korunan suçlu eylemlerin dahil olduğu pek çok şaibeli konu var. Ama bunlardan en dikkat cekici olanı 2009 domuz gribiyle, 1918 kuş gribi (spanish flu).

Benim ismim Dr A.True Ott Ph.D aynı zamanda Naturapatik doktorum.
Özet: Fort Detrik’te cok gizli askeriyenin üssü var. Biyolojik silah üretiliyor. 1997 yılında yeni bir teknoloji geldi. Cok büyük genoteknoloji. Insanın, herşeyin DNA’sını çıkaran muazzam bir teknoloji. Ve bu merkezde Tanrı rolüne bürünüp bu teknolojiyi kullanarak virüs üretiyorlar.

Fakat tarihin en ölümcül grip salgını, 1918’deki kuş gribi (Spanish Flu) salgınıydı. Dünya çapında 1500 kişinin ölümüne neden olmuştu. Bu üsteki bilimadamları işte 1918’deki bu virüsün aynısını üretmek istediler. Ama önce virüsün örneğini bulman gerekiyor.

Jeffrey Taubenberger, MD, Ph.D (Tıp Doktoru)
Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Ulusal Sağlık Enstitüleri
Moleküler pataloji tıbbın özel bir alanıdır.

1918 Influenza Virüsü
Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü, Alerji ve Enfeksiyonel Hastalıklar Departmanında görevli bir moleküler patoloji uzmanı ve aynı zamanda da tıp doktoru olan Jeffery Taubenberger’in Amerikan Sağlık Bakanlığınca hazırlanmış, “We Heard The Bells: The Influenza of 1918” adlı belgeseldeki ifadelerine göre:

– Moleküler patoloji tıbbın, patologların moleküler biyoloji ve moleküler genetik araçlarını kullanarak teşhis yapmalarına ve hastanın bakımıyla ilgili alınacak kararlara yardımcı olmaya yarayan alt dalıdır. Enfeksiyonel hastalıklarda, virüs veya bakteri gibi enfeksiyöz organizmaların genetik materyaline bakarak teşhis koyabilirsiniz.

1980’li yıllarda Ulusal Kanser Enstitüsü’nde patolog olarak çalıştıktan sonra 1993 yılında Silahlı Kuvvetler Patoloji Enstitüsü’ne hem klinik hem de araştırma amaçlı bir moleküler patoloji bölümü kurmak üzere geçiş yapan Taubenberger, buradaki görevlerinden birinin de tipik biyopsi materyalinden “genetik materyal elde etmek” olduğunu söylüyor. Bunun için ellerinde Amerikan iç savaşına dek giden ve aralarında 1918 grip salgınında ölmüş askerlerin otopsilerinden alınmış numuneler de olmak üzere milyonlarca doku örneğinden oluşan bir koleksiyon var. Bunlarla klinik hastalıkların tüm yönlerini, tümörleri, enfeksiyonel hastalıkları çalışabiliyorlar. Dr Taubenberger, ellerindeki bu devasa zenginlikteki doku örneği koleksiyonunu ve bir yandan da geliştirdikleri yeni moleküler teknolojileri kullanabilecekleri bir proje tasarlıyor: “1918 grip virüsünü ortaya çıkarmak!” Ve 1918’de ölmüş insanların otopsilerinden alınmış doku örneklerinden, virüsün genetik materyalinin parçalarını elde edip birleştirmek için çalışmalara başlıyorlar.

Projeye 1995’te başlanıyor ve influenzayı hangi tekniklerle bulabileceklerini görmeleri için gerekli ilk pozitif olguya ulaşmaları bir yılı aşkın bir süreyi buluyor. İlk pozitif olguyu bulmalarının ardından, bilinen influenza virüsleri ile karşılaştırmalı olarak 1918 virüsünün genetik dizimini oluşturmaya başlıyorlar. Ancak ellerindeki materyalin tüm dizimi ortaya çıkarmaya yetmeyebileceğinden endişeleniyorlar. (39:51)

Bu noktada, 1918 influenza virüsünün Taubenberger tarafından bulunduğu yönünde haberler basına yansıyınca, patolog Dr. Johan Hultin devreye giriyor ve kendilerine daha fazla numune bulmak üzere Alaska’ya giderek mezarlarda araştırma yapmaya başlıyor.

Taubenberger ve ekibini bu haber çok heyecanlandırıyor, çünkü Alaska’dan donmuş halde bulunacak bir numuneden elde edilecek virüsün genetik materyalinin kalitesinin ellerindeki numunelerden çok daha iyi olacağını düşünüyorlar.

Dr. Hultin mezarlıktaki kazı çalışmalarının sonunda akciğerleri yağlı subkitan doku nedeniyle mükemmelen muhafaza edilmiş şekilde kalmış obez bir kadın cesedi buluyor. Akciğerleri otopsiyle aldıktan sonra hemen Dr. Taubenberger’a ulaştırıyor. Taubenberger artık bu materyalden virüsün geri kalan genetik dizlimini yapabileceklerine kesinlikle kani oluyor.

Taubenberger’in (42:56)’daki açıklamasına göre 1918 virüsünün tüm genomunun sekanslanması işi baştan sona 10 yıl alıyor; yaklaşık 13.000 parçalık genetik bilginin bir araya getirilmesinden bahsediliyor. Ancak virüsü başarıyla yeniden oluşturuyorlar.

(43:13) Taubenberger virüsün genetik olarak kuşlarda görülen tipe benzemesine rağmen kesinlikle insana adapte olmuş bir virüs olduğunu açıklıyor. Yani, tamamen kuş türüne mahsus bir influenza virüsü genlerdeki birtakım mutasyonlar sonucu insanlarda enfeksiyona yol açar hale gelmiş, Taubenberger, 1918 virüsünün en karakteristik özelliğinin ise yaşları 15 ila 40 arasında değişen genç yetişkinlerde ölümcül olması olduğunu belirtiyor.

Jeffrey Taubenberger, MD, Ph.D: “1918 gribinin çok özel bir durumu vardı, 15 ile 40 yaşları arasında (genç yaştaki pek çok yetişkin) hayatını kaybetmişti.”

1918 grip salgınında sorulması gereken diğer bir soru da insanların gribe yakalanadıktan sonra nasıl öldükleriydi. Dr Taubenberger ve Dr Morens sadece otopsi dokularını incelemekle kalmadılar, bütün dünya çapında bu grip salgınına yakalananların otopsi raporlarını da incelediler.

Jeffrey Taubenberger: “Gribe yakalanan kişilerin, daha sonra geliştirdikleri bakteriyel zatürre nedeniyle öldüklerini bulduk. Biz soyle düşündük, bu grip çok ileri derecede solunum yollarında ve ciğerlerde enflamasyona neden olmuştu ve dokuya öyle hasar vermişti ki; Beta veya neumococos gibi normal olarak insanların boğazında bulunan bakteriler, süratle ciğerlere sıçramış ve kişinin ölümüne neden olan hastalığa yolaçmıştır. Bakteriyel zaturrenin ispatı bize, özellikle ordu kaplarında neden bu kadar yüksek oranda ölüm oranıyla karşılaştığımızı açıklar sanırım. 1918 yılında neler olduğunu anlamaya çalışmamız, gelecekteki herkesi etkileyebilecek bu salgınlar için anlamlı sonuçlar içermesi bakımından çok önemlidir.”

Dr. Morens: “Geçtiğimiz yaklaşık 10 yıl içinde gerçekten grip hakkında bilgi patlaması yaşadık. Çünkü sanırım ilk nedeni 1918 yılındaki griple birbirini doğal izlemesi ama aynı zamanda sıradışı olay, H5N1 kuş gribi virüsüyle bağlantısıydı.

Kadın: “Kuşgribinin herkese geçen bir pandemiye (global çapta görülen salgın) sebep olması için virüsün kendi içinde birtakım değişikliklerin oluştuğunu görmeliyiz ki ancak o zaman bu virusler kolayca insandan insana ve diğer insanlara geçebilir.”

Dr. Morens: “Sanırım en büyük ders biz gribin neler yapabileceğini önceden tahmin edemiyoruz. Alaska’daki kasabalarda mesela, bütün kasaba aynı anda hasta olabilir. O zaman yiyecek verecek kimse bulunamayabilir, sığınak verecek kimse olmayabilir, böyle şeyler büyük fark yaratabilir. Hatta ABD gibi zengin uluslarda bile yaşanabilir bu. 1918 ve 1919da yaşananlardan sonra varılan sonuc, tek basit bir şey hayatınızı kurtarabilir, o da iyi bir hemşire bakımıdır. İlaçlar değil, doktorlar değil, hastaneler değil, ama iyi bir hemşire bakımı. Bunu ilk okuduğunuzda tepkiniz, “bu doğru değil” olabilir. Tavuk suyu corbası ne yapacak, battaniye ne yapabilir? diyebilirsiniz. Verilere inanırım, çok kuvetliler. En iyi en zeki hekimler, hemşireler ve diğer gözlemciler tekrar tekrar aynı şeyi söylediler. İyi hemşire bakımı gerekli.

Jeffrey Taubenberger: “Bu projeye başlarken cevap bulmak istediğimiz iki temel sorumuz vardı. Biri neden bu virus bu kadar ölümcül, neden bu kadar genç yaştaki insanın ölümüne neden oldu? Diğer ikinci soru da bu virüs nerden geldi? 1918’de gördüğümüz gripten öğrenip geleceğe uygulayabilmeyi ümit ediyorduk. Salgınlar nasıl oluşuyor ve neden bazı salgınlar diğerlerinden daha fazla ölümle sonuçlanıyor.”

Dr A.True Ott Ph.D: “Neden bunu yapmak istiyorsun ki ? Milyonlarca insanı öldürmüş bir virüsü neden silah haline getirmek ister ki insan? Ama aynı zamanda şunu da merak ediyorum, nasıl oldu, 1918’de yaşananlar nasıl gerçekleşti? Araştırmalarım esnasında 1920 yılında yayınlanmış bir kitapla karşılaştım. Başlığı “Aşıların Dehşeti” Chas M. Higgins tarafından NewYork’da yazılmış. İki yıl boyunca yaptığı araştırmaları bir araya bu kitapta toplamış ve kitabın birinci baskısının bir kopyasını Woodrow Wilson’a (ABD 28. Başbakanı) sunup askeri birliklerimizde bütün aşıları mecburi hale getirme çabasının durdurulması gerektiğini söylemiş. Bu kitapta gösterdiği şey şuydu; 1918 Birinci Dünya Savaşına giden bütün birliklerimize uygulanan aşılamanın sonucuydu.”

Amerika’dan yurtdışına görevle giden birliklerdeki askerlerin grip olarak yapılan teşhislerinde pek cok vakanın aslında tifo olduğu kanıtlanmıştır. Bağırsak enfeksiyon tipi varsayılan grip, aksi kanitlanana kadar tifo olarak görülmelidir.

Naturapati hekimi Dr. A True Ott, 1918 influenza virüsünün nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışıyor ve araştırmaları sırasında Charles Higgins tarafından 1919 yılında yayımlanmış ve ilk kopyası doğrudan dönemin devlet başkanı Woodrow Wilson’a verilmiş 2 yıllık araştırmanın ürünü bir kitaba rastlıyor: “The Horrors of Vaccination”. Kitap, “1918 influenza salgını” olarak adlandırılan hastalığın aslında 1. Dünya Savaşı sırasında orduya zorunlu olarak yapılan tifo aşılaması sonucu ortaya çıktığını delilleriyle ortaya koyuyor ve zorunlu aşılamanın kaldırılmasını talep ediyor.

Kitapta geçen bilgilerden:

“Yurtdışında görevli Amerikan seferi birliklerinde influenza tanısı almış olguların birçoğunun daha sonra tifo olduğu kanıtlanmıştır.”

“Influenza olduğu düşünülen bağırsak enfeksiyonları aksi kanıtlanıncaya dek olası tifo olgusu olarak düşünülmelidir.”

“Amerikan seferi birliklerindeki aşılanmış askerlerde atipik, hafif seyirli veya asemptomatik tifo ve paratifo [tifo’ya benzer belirtilerle -fakat ona oranla daha hafif- seyreden akut enfeksiyöz hastalık] olgularının görülme sıklığı, bu şekilde nedeni anlaşılamamış ateşli olguların koğuşlarda hastalığın diğer hastlara ve sağlık ekiplerine bulaşmasının engellenebilmesi için aynı tifo ve paratifo hastalarına uygulanan tecrit önlemlerinin mutlak surette hayata geçirilmesini zaruri kılmaktadır.”

[48:44] Kitabın sonuç bölümünde Higgins, Amerikan devlet başkanına şunları söylüyor:

“Aşılamanın insan hayatı ve yaşama karşı oluşturduğu bu büyük tehlikeden -yüksek makamlardaki kişilerce kendilerinden uzun zamandır saklanmakta olan tıbbi gerçeklerden bihaber- kitleler ve ülkenin yasa koyucu ve uygulayıcı idari organları ne kadar çabuk haberdar olur ve vicdan muhasebesi yaparlarsa, eminiz ki oluşacak bu aydınlanma hertürlü zorunlu aşılama uygulamasının kalıcı olarak fesh edilmesi ve hatta bugün artık doğal çiçek hastalığından daha tehlikeli hale gelmiş aşılama uygulamasının kanunen yasaklanmasıyla sonuçlanacaktır. İşte bu büyük gerçek ve öngörüye dayanarak sayın Başkan, sizden bu aşı kabusu ve tıp yalanları sayfasınını kapatmak üzere ilginizi istirham ediyoruz. Saygılarımızla, Chas. M. Higgins, 17 Eylül 1919”

Ve nihayet sunumunun sonunda Chas M. Higgins su çıkarımı Başbakan’a takdim etmiştir:

Dr A.True Ott Ph.D: “Bütün bunlar analiz edildikten sonra soru şu hale geliyor, tıpkı Chas. M. Higgins’in 1920’de araştırdığı gibi, nasıl oldu da bu ölümcül virüs meydana geldi?.

[50:02 – 52.17 arası] naturapatın konuşması

Peki ama bu öldürücü virüs nasıl ortaya çıktı?

[ekran bilgisi: Rockefeller Medikal Araştırmalar Enstitüsü 1901 yılında kuruldu]

Savaş zamanında tüm müttefik ülke askerleri ve aynı zamanda da Alman ordusu Rockefeller laboratuvarlarında üretilen aşıyı, tifo ateşi/karahumma’ya karşı koruyucu aşıyı oldukları ortaya çıkıyor.

[ekran bilgisi: Rockefeller Saniter Konseyi 1909’da kurulmuş olup, bu bugünün Rockefeller Vakfı’nın miladıdır.]

Bu tifo aşısının nasıl üretildiğine bakıyorsunuz; tifoyla enfekte olmuş insan yaralarından tifo ateşi virüsünü alıyorlar, ki o dönemde bunun bir bakteri olduğu zannediliyordu, oysa bugün bunun viral yapıda olduğu biliniyor, [ekran görüntüsü: 1930 – insan gözüyle görülen ilk virüs, bitkileri enfekte eden Tobacco mosaic virüsü keşfediliyor], virüsün çoğalması için taşıyıcı olarak bunu domuzlara enjekte ediyorlar, daha sonra virüsü domuzlardan alıp ‘büyüme ortamı’ olarak “tavuklar”a(!) yerleştiriyorlar. Sonuçta insan domuz ve tavuklarda birbirine karışmış bu yeni ölümcül virüs ortaya çıkıyor.

Bu tifo ateşi aşısı dünya çağında milyonlarca insana verilmiştir. Ruslar bu aşıyı olmuştur, müttefik kuvvetlerden de önce Almanlar bunu olmuştur ve ardından Amerikan ve İngiliz orduları da bu aşıyı olmuştur. Ve bu aşıyı olan ordu mensuplarının hatırı sayılır bir kısmı o dönem “bilinmeyen bir çeşit pnömoni” (mysterious pneumonia) olarak kayıtlara geçen “para-typhoid pneumonia” (paratifo pnömonisi) geçmiştir.

[ekran bilgisi: 1918 “İspanyol Gribi” = aşı kaynaklı ParaTifo Pnömonisi]

Çünkü hastalık belirtileri tifo ateşi belirtileridir; ishal ve kusmayla beraber ciğerlere yerleşen mikropla ciğerlerin sıvı toplaması ve ardından kendi kanında ölüm. Aslında bakacak olursanız, bu hastalığa “1918 influenzası” denmesi bundan çok uzun seneler sonrasına dayanır. Higgins’in dönemindeki tüm tıbbi yayınlarda bu gizemli ölümcül hastalığın adı ‘paratifo pnömonisi’dir. Higgins, başkan Wison’a sunulan kitabında bu hastalığın aşıyla bağlantısını açıkça ortaya koymuştur. İşte, bu ölümcül virüsün ta en başında nasıl ortaya çıktığını böylelikle anlamış oluyoruz.

Anlatan: Şimdi artık aşının geri kalan hikayesiyle devam edelim.

Aşılama fikri ilk nerden çıktı? Bu patent almiş delil, hükümetin Amerika Patentlerini bulma sayfasında herkes görebilir. Bunu aklımızda bulundurarak hadi gelin aşının tarihçesine bakalım.

1493- Queen Isabela’nin tavsiyesi üzerine Kolomb Yeni Dünya’ya şeker kamışı getirir.

Şeker, çay, kahve, tütün, ve alkol gibi karlı ihracatlarla dünya sağlığında ve bulaşıcı hastalıklarda artış oldu.

1665- Londra veba salgınıyla sarsıldı. Ve görüldü ki şekersiz yaşayan insanlar vebadan etkilenmediler.
68.000’nin üstünde insan öldü.

1668- Merck ailesi Darmstadt, Almanya’da eczane açtı.

1673- Çiçek hastalığına karşı aşı ilk Danimarka’da görüldü.

1712- Fransa’da çiçek aşıları ilk defa kaydedildi.

1717- O zamanki populer deney aşamasından sonra Türkiye’den dönen Lady Mary Montague, Ingiltere’de çiçek hastalığına karşı aşılamayı yerleştirdi.

1721- Boston’da Cotton Mather, 220 sağlıklı insan üstünde, çiçek aşısının ham formunu çiçek cerahatini deri üstündeki çiziklerden içeri sokmak kaydıyla uygulamaya koymak istemişti. Altı ay içinde sadece 6 kişide çiçek hastalığı reaksiyonu görülMEmiştir.

Mather açıkça irtica edildi.

1723- Ilk çiçek bagışıklama kaydı Dablin, Irlanda. 25 kişiden 3’ü öldü.
Adet (Custom) kısa sürede terkedildi.

1724- İlk çiçek aşısı kaydı, Almanya. Sebep olduğu ölüm sayısı nedeniyle kısa sürede gözden düştü. Yıllar sonra doktorlar bu aşıyı yeniden tanıtmaya kadirdiler.

1754- Çiçek aşısı inokulasyonu Roma’da tanıtıldı ancak çiçek hastalığından ölümler nedeniyle durduruldu.

İlerde Tıp mesleği başarıyla yeniden tanıtacaktı.

1763- Fransa’da çiçek hastalığı salgını, nüfusun çoğunu yoketti.

Bu derhal inokulasyon ve aşılamaya maledildi ve 5 yıl süreyle Fransız Hükümeti tarafından yasaklandı.

1768- Fransız Tıp Mesleği çiçek hastalığının aşısını yeniden yerleştirmede başarılı oldu.

1778- Danimarkalı hekimler Kral’ın emriyle Danimarka’da iki büyük aşılama evi açtılar.

1778- Italya’da bebekler Neapolitan hemşireleri tarafından ailelerinin haberi olmadan aşılandılar.

1798- ABD’de sığırçiçeği hastalığına karşı genel aşılama programları kuruldu.

1800- Horward Universitesi’nden Benjamin Waterhouse, Masacuset’te aşılamayı tanıttı.

1801- İlk yaygın aşılama denemeleri başladı.

1802- Aşıların ömürboyu bağışıklık sağladığı fikri terkedildi.

Yeniden aşılama onaylandı.

1809- Masaçuset yaşayanların tamamının sığırçiçeği hastalığı aşısıyla aşılanmasını teşvik etti.

1810- Aşılanmadan sonra 535 çiçek hastalığı vakası, aşılanmadan sonra 97 ölümle sonuçlanan vaka, aşı nedeniyle 150 ciddi yaralanma, bunlardan on tanesi tipadamıydı.

1831- Wurtemberg, Almanya’da çiçek hastalığı salgını. Aşılananlardan 995’i hastalığa yenik düştü.

1831- Marsey, Fransa 2000 aşılanmış kişi çiçek hastalığından hasar görmüş.

1848- Dr. Semmelweis, Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesinde, çocuk ölümlerini doktorlara ellerini yıkamalarını önererek kesmiştir.
Daha sonra işten atılmıştır.

1853- Ingiltere’de Zorunlu Aşılama Eylemi kanun tarafından öngörülmüştür. 1853’den 1860’a kadar canlı doğanların %75’ine genel nüfusun ise %90’dan fazlasına ulaşmıştır.

1853- İngiltere’de çiçek hastalığı salgını

1855- Masaçuset’de zorunlu aşılama durumu sağlandı ve okula kayıtlarda aşılanma ön koşul haline geldi. Durumlar “çocukları çiçek hastalığından koruyor” inancıyla yaratıldı.

1857- Ingiltere’de aşı ceza ile zora koşuldu.
Çiçek hastalığı salgını başladı ve 1859 yılına kadar devam etti.

14.000 inin üstünde insan hayatını kaybetti.

1860- Britanika Ansiklopedisi (8. Baski) diyor ki:
“Aşılama fikrine ve halkın aşılarla hastalıklardan mutlak surette korunacağı inancına en büyük darbe hiç şüphe yok ki 10-15 yılda bir tekrar aşılanmaları gerektiği gerçeğidir.”

Britanika Ansiklopedisi (11.Baski-1910) diyor ki:
Aşılamanın 7 ve 10 yaşlarında ve hayat boyunca aralıklarla yeniden yapılması arzu edilir.

1863- İngiltere’de ikinci büyük çiçek hastalığı salgını 1865’e kadar sürdü.

20.000 kişi yaşamını kaybetti.

1867- Joseph Lister ileri gelen Ingiliz cerrahların itirazlarına rağmen ameliyata sanitasyonu soktu.

1867- Çiçek hastalığının aşısını yaptırmayanlara kesilen cezaların ödenmemesi, daha ciddi cezalar getirdi.

1870- Üçüncü büyük çiçek hastalığı salgını Ingiltere’de başgösterdi ve 1872 yılına kadar sürdü.

44.800 kişi öldü.

1871- Birmingham, Ingiltere’de 1871-1874 yilları arasında 7706 çiçek hastalığı vakası görüldü.

Bunlardan 6795’i aşılıydı.

1871- Dünya çapında çiçek hastalığı salgını başgösterdi.

8 Milyon kişi çiçek hastalığından yaşamını yitirdi.

1871- Bavaria, Almanya’da aşılama mecburi uygulamaydı ve yeniden aşılama yaygınlaşmıştı.

30.472 çiçek hastalığı vakasının 29.429’u aşılanmıştı.

1871- Kraliyet Danışma Meclisi Ingiltere’de Aşılama Yasası (1867)’i sorgulmaak için bir araya geldi.

Sonuç: Çiçek hastalığının aşısını olmuş insanların %97.5’u hayatını kaybetmişti.

1872- Ingiltere’de bebeklerin %87’si çiçek hastalığı için aşılanmıştı.

Ingiltere ve Galler’de 19.000’in üstü hayatını kaybetti.

1875- 1875’deki Kamu Sağlığı Yasası sıhhi (hijyen) kondisyonları teşvik etmeye, desteklemeye başladı.

1880- Çiçek hastalığı aşısı ABD’de uygulanmaya başlandı.

1885- Kuduza karşı genel aşılama programı ABD’de başladı.

1888- Paris’te hayvanlar üstünde deneyler yapmak üzere ve aşı ve hayvan kanından serum (sera) üretebilmek için Bakteriyolojikal Enstitü açıldı.

Benzer enstitüler dünya çapında da açılmaya başlandı.

1888- Odessa, Rusya’da bir bakteriyoloji enstitüsü de şarbon aşısı geliştirme işine girdi.

4500’in üstünde koyun aşılandı; 3700’u aşıdan yaşamını kaybetti.

1896- Italya’da Perugia Üniversitesi Profesörü Carla Ruta dedi ki:

“Aşılama dünya çapında bir hile ve bilimsel olmayan bir çalışmadır. Ve sonuçları bugün gözyaşları ve sonu olmayan kederle ölçülmektedir.

1900- Amerikan Tıp Fakültesi Birliği varolan tibbi sistemi allopatiyle(hastalıkları ilaçla tedavi etme sistemi) değiştirme hedefine ulaşmaya başladı.

1900- ABD’de kanser ölümlerin %4’ünden sorumluydu.

Kızamıktan ölenlerin sayısı 100.000 kişide 13’dü.

1901- Tıbbi Araştırmalar için Rockefeller Enstitüsü tesis edildi.

1902- Chicago Sağlık Bakanlığı aşıyla ilgili kendi amentüsünü belirliyor ve şöyle diyor:: “Çiçeği önlemek için artık aşı tutmaz hale gelinceye dek tekrar tekrar aşılamak gerekir. Çiçeği başka da bir şey önlemez.”

Bu söylem askeriye tarafından derhal yasaklandı.

1905- “Gıda ve İlaç Kanunu ” ABD’de yürürlüğe girdi.

1905- 11 Eyalat mecburi aşılama hareketini kanunlaştırdı.

1906- ABD’de ilk sağlığa zararlı yiyeceklerin milletlerarası ticaret kapsamı dışında bırakan yasa yürürlüğe girdi.

Koka-Kola içeriğinde yapılan incelemeler Amerikan Tarım Sekreterliği tarafından durduruldu.

1909- Rockefeller Saglık Komisyonu kuruldu.

Bu Rockefeller Vakfı’nın başlangıcıydı.

Anlatan:

Aşının sağlık açısından faydalarına bakarken, tarihi olarak hastalıkları iyileştirebildi mi veya yayılmasını engelleyebildi mi diye araştırırken, kişinin sadece tarihi verilere bakmasi gerekir. Ki bu da gösterir ki grup bağışıklığı sağlandıktan ve dünya çapında sıhhi (hijyen) koşullar iyileştirildikten sonra aşı sunulmuştu. (Video 58. dk 44. sn deki grafiklere bakiniz!!!)

Bu grafikler kayda geçmis Avusturalya Milletler Topluluğu resmi ölüm kayıtlarıdır. Greg Beattie’nin kitabı “Aşı”‘dan alınmıştır. Avusturalya’daki hastalıkların düşüşlerini ve ölüm sayılarını gösteren grafikleri sunmaktadır. Grafikler hastalıklara ait ölüm oranlarında yaşanan düşüşlerin aşıyla hiçbir alakası olmadığını apaçık göstermektedir. Burda da göreceğiniz gibi (59.20) Amerika, Ingiltere, Yeni Zelanda, ve pekçok diğer ulkeler de bulaşıcı hastalıklardaki ölüm seviyelerinin düşmesinde tamamen aynı senaryo görülmektedir.

Mesela (59.46) görülmektedir ki Masaçuset’te 110 yıl içinde, 1860 ile 1970 arasındaki ölüm sayısı kızamık aşısının 1963’de tanıtılmasından çoook önce düşmüştü. Hatta 1963’deki aşılamadan sonra hükümet verilerine göre birazcık da artmıştır. Peki neydi bu düşüşün gerçek sebebi?

Dr. Andrew Weil Sağlık ve Iyileşme (Health and Healing) isimli kitabında bu soruyu şoyle cevaplıyor:

Tıp Bilimi yaşanan bazı gelişmelerde, hakkı olmadığı halde kendisine paye biçmektedir. Pekçok kişi son yüzyılda yaşanan salgın hastalıklar karşısındaki zaferin bağışıklama buluşunun (aşılar) sonucu olduguna inanmaktadır.

Oysa kolera, tifo, tetanoz, difteri, boğmaca vb. aşı henüz bu hastalıklar için tanıtılmadan önce, hijyen, lağım pisliğinin atılması, yemek ve su dağıtımında kullanılan daha iyi yöntemler sonucunda düşüşe geçmişlerdi bile.

Müzik … 1.00.32

Ekrana yansıyanlar

SV4O, Semian virüsü (maymun) No 40
Ve kanser belası

Şuna bak, çok fazla aluminyumları vardı, Amerikan insanına vermeye karar verdiler bunu.
Ve işte yaptıkları ortada.

İmam Louis Farrakhan:

Burda bir kitap var. Ismi, “Enjeksiyonla Gelen Ölüm” (Murder by Injection by Eustace Mullins) Daha yeni sizi aşıladılar. 1961’de sayın Elijah Mohammed [NOI (Nation of Islam) eski lideri] bize “sakın polio aşısını olmayın” buyurmuştu ve biz de kendisini dinledik. Sonra öğrendik ki aşıda SV-40 denen kanser yapıcı virüs var ve bu kanser yapıcı aşılar çocuklara verildi. Düşünün, gençken bir şeyiniz yok, normal hayatınızı yaşamaya devam ediyorsunuz ve sonra birden vücudunuz yıkıma uğruyor. Büyükanneniz/büyükbabanız hayattayken kanser yüzü görmedi, ki yerden topladıklarını yerlerdi, onlar bu hastalıklardan ölmediler.

(1:02:07) Haziran 26, 1909’da New York Yayınevi W.B Clark’ın bir raporunu yayınladı. Raporda soyle deniyordu:

Sığırçiçeği aşısından önce kanser bilinmiyordu. 200 kanser vakası gördüm ve aşılanmamışlar arasında bir kanser vakası bile görmedim.

Daha sonra 1913’de Amerikan Kanser Cemiyeti kuruldu, kurucusu ise John D. Rockefeller’dan başkası değildi.
Ki Rockefeller Enstitüsündeki kendi bilimadamları canlı virüsle kanser arasındaki bağlantıyı bu rapordan çok önce tespit etmişlerdi bile. O zamandan bu yana çocuklara verilen aşı sayısı roket hızıyla arttı.
Nitekim şu anda çocuklara doğdukları andan itibaren 16 ayrı çeşit ve toplamda 69 doz aşı olmaları tavsiye edilmektedir, bu çok büyük miktarda zehir demektir.

Çok süpriz olmayan diğer bir konuda ülke çapında kanser oranları da roket hızında artış gösterdi.

Ekrandaki Tablo : (1.02.53)

1975-2005 ARASI KANSER GÖRÜLME SAYISI
1975 yılında 100.000’de 290 iken, 2003 yılında 370’e yükselmiş.

Son araştırmalar, 2000 yılından sonra doğan 3 çocuktan 1’inin, 18 yaşına gelmeden bir çeşit kanser geliştireceğini öngörmektedir.

Akciğer uzmanı Dr. Wolfgang Wodarg, Sağlık Komitesinin Başkanı olarak Alman Parlementosunda ve Avrupa Konseyinde yer almakta ve dedi ki; “H1N1 virüsü ve aşısıyla baglantılı pekçok risk sözkonusu.
Dr. Woodarg’a gore domuz gribi aşısı hayvanlardan gelen kanserli hucre tasimaktadir. Ve bunun insana enjekte edildiğinde herhangi bir alerik reaksiyona neden olup olmayacağını gösteren hiçbir veri bulunmamaktadır. (bkz. görsel 1:03.08) Bazıları bu hücrelerin enjekte edilmesinin kanser riskini artırmasından korkmaktadır. Aynı zamanda bu enjeksiyonlara maruz kalınca kansere yakalanma riskini artırır mı sorularını da doğurmaktadır. Aynı zamanda Alman Basınına da söyle demeç verdi: “Bu ilaç endüstrisi için çok iyi bir iş. Domuz gribi normal mevsimsel gripten çok da farklı değil. Aksine, rakamlara baktığınızda mevsimsel grip salgınıyla kıyaslanamaz bile.”

(1:04:13) En önemli kanser araştırma uzmanlarından Dr. Bernice E. Eddy, 1972 yılında Amerikan Meclisini uyarmıştı. “Eğer ölümcül SV40 virüsünü taşıyan polio aşısı genel kullanımdan geri çekilmezse, bundan 20 yıl sonra kanser epidemesine yol açıp milyonların kanserden ölmesine neden olacaktır.” Dr. Eddy bu söyledikleri nedeniyle cezalandırıldı ve araştırmaları için yapılan bütün yardımlar kesildi.

(1:04:29) EKRANA YANSIYANLAR:
“Sabin ve Salk’ın maymun böbrek dokusundan yapılma polio aşısı, bu ülkede lösemi artışının direk ana sorumlusudur.” Frederick R. Klenner, MD., F.C.C.P

(1:04:35) Tabii ki tahmin edildiği gibi, rakamlar sadece milyonlarca insanın ölümüne neden olan HIV AIDS salgınını değil, aynı zamanda Dr Eddy’nin bahsettiği kanserden ölüm epidemisini de gösterdi.

(1:04:41) Kaynaklar

Dr. Edward Shorter, Ph.D’nin “The Health Century” kitabindan alıntılar:

Dr. Bernice E. Eddy, yaptığı laboratuvar deneylerinde Cutter üretim tesisinden gelen polio aşısının düzgün şekilde inaktive edilmediğini tespit ediyor. (Cutter tessislerinde üretilen aşılar, toplu aşılama için ruhsat alımı öncesi ve sonrasında SV40 ve başka kanser yapıcı hayvan hücreleri ihtiva ediyordu.)

Dr. Eddy: “Bu (polio aşısı, 1954) daha önce hiç yapılmamış bir üründü ve derhal kullanıma sokulması planlanıyordu. Elimizde 18 maymun vardı. Herbirini gelen aşı partisinden numuneler ile aşıladık. Ve maymunların paralizi/felç geçirdiğini gördük.”

Dr. Eddy üslerine aşı partilerinin Cutter tesisine ait olduğunu bildirip raporuna felçli maymunların fotoğraflarını da ekliyor.

Dr. Eddy: “Bu şeyi çocuklara enjekte edeceklerdi.”

Dönemin Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) başkanı William Sebrell bu uyarıyı yapan Dr. Eddy’nin hayvan laboratuvarını ziyaret ediyor ve tehlikeyi haber verdiği için doktora teşekkür etmek yerine, sınırlı sayıda üretimi yapılan aşıdan doktorun ve mesai arkadaşlarının çocukları için isteyip istemediklerini soruyor.

Dr. Eddy: “Kendisine teşekkür edip çocuklarımın bu noktaya kadar polioya yakalanmamış olduklarını ve aşıyı yaptırmadan önce test programının sonuçlarının kesinleşmesini beklemeyi tercih ettiğimi söyledim.”

“Laboratuvardaki hiçbir çalışan aşı teklifini kabul etmedi.”

Dr. Eddy, teslim ettiği raporla ilgili hiçbir geribildirim almadığı gibi fotoğraflarını da bir daha geri alamıyor.

Dr. Eddy: “Raporumuzaaldırış bile etmeden aşıyı olduğu gibi piyasaya sürdüler, hem de büyük miktarda. Bu aşıyı olmuş maymunları dikkate dahi almadılar.”

Labrotuvarında Cutter Polio Aşısının uygunsuz bir şekilde inaktive edilmiş (söndürülmüş) olduğu tespit edilen Dr. Bernice E. Eddy. (Kitlesel aşılama için onaylanmasının öncesi ve sonrasında hala kanserli hayvan hücresi olan SV40 içermekteydi)

“Bu (polio aşısı, 1954) daha önce hiç yapılmamış ve hemen kullanıma girecek bir üründü…18 maymunumuz vardı. Bu maymunların herbirini gelen her gelen her aşıyla aşıladık. Ve felç maymunlar felç olmaya başladılar.”

Dr. Eddy üslerine bunların Cutter’ın partileri olduğunu bildiren ve beraberinde felç olan maymunların fotoğraflarıyla beraber bir rapor yolladı.

“Bu şeyi çocuklara enjekte edecekler”

NIH (Ulusal Sağlık Enstitüsü)’in direktörü William Sebrel, Dr. Eddy’nin çalıştığı yer olan hayvan evine geldi. Ziyaretinin sebebi kendilerini uyardığı için teşekkür etmek değil, kendisinin veya yanında çalışanlarının bu sınırlı sayıda üretilen aşıdan çocuklarını aşılatmak isteyip istemediklerini sormaktı.

“Sebrel’e teşekkür ettim ve çocuklarımın bugüne kadar poliodan kaçabildiklerini, onları aşılatmadan önce de test programının bitmesini beklemeyi tercih ettiğimi söyledim.”

“Orda bulunan herkes teklifi geri çevirdi.”

Yolladığı raporla ilgili hiçbir haber almayan Dr Eddy, fotografları da bir daha geri alamadı.

“Yollarına devam ettiler ve aşıyı çıkardılar, pekçoğunu. Maymunlarsa dikkate alınmadı.”

1960 yılında Bernice Eddy, hükümet araştırmacısı, hemstırlara aşının kültürlendiği böbrek karışımından enjekte ettiğinde tümör geliştirdiklerini buldu. Eddy’nin amirleri bu buluşu sessiz tutmaya çalıştılar ancak Eddy verilerini New York’taki bir kanser konferansında sundu. Sonunda görevden alındı ve labratuvarını kaybetti.

The Virus and the Vaccine: Debbie Bookchin ve Jim Schumacher

1:06.10 ekrandaki kitap: “The Virus and The vaccine” Kansere neden olan maymun virüsü çocuk felci aşısını kirletti ve milyonlarca Amerikalı buna maruz kaldı
yazarı Debbie Bookchin ve Jim Schumacher

SV40 araştırmasına dayanan ve tartışma yaratan pekçok iddia ortaya atıldı. Pekçok araştırmacı gazeteci ilk çocukfelci aşısı Sv40 ve kanser arasında potensiyel sebep sonuç ilişkisi olduğunu raporladıkları için cezalandırıldılar.

2004 yılındaki “Aşı hücresi substrat” konferansında bir analiz eski Sovyet Bloğu ülkelerinde, Çin, Japonya ve Afrika’da 1980li yıllara kadar bu virüsle kirlenmiş olabileceğini iddia etti. Bu da demekti ki, yüz milyonlarca kişi bile bile bu virüse maruz kalmışlardır.

Bununla beraber medyada haberler şöyleydi:
Salk’ın aşısı çalıştı
Çocuk felci aşısı güvenilir, etkili ve kuvvetli
Çocuk felci bozguna uğratıldı!
Aşı daha da iyi olacak

Ulusal Çocuk Felci Vakfı sunar
Kayıtsız şartsız teslimiyet

1.07.15 – çocuk felci tanıtım filmi:

Virjinya eyaletinde bir çocuk, kırlarda oynuyor, buzağıya biniyor. Rahatlamaya ihtiyacı olunca onu bekleyen bir evi annesi ve babası var. Bu Oakton’lı Randy Kerr’in dünyası. Sıradan sadece bir şey hariç.
Randy 1954 yılında Salk’ın çocuk felcinin saha denemeleri sırasında, aşıyı olan İLK çocuk.

1954’de Salk’ın çocuk felci aşısı tıp tarihindeki en büyük saha uygulamasında denendi. Sonunda Nisan 1955 Salk aşısı! GÜVENLİ, ETKİN!

Bir sonraki meydan okuma aşının ticari olarak üretimiydi.

Aşının hayati önem taşıyan unsuru Uzak Doğu’dan gelen maymunlardı. Diğer önemli madde zengin, besleyici sıvı Medium 199’dı. 68 değişik elemandan oluşmaktaydı. Bunların herbiri formülde yazdığı gibi kontrol ediliyor, tartılıyor, birleştiriliyordu. Bunlar steril bir şekilde karıştırıldıktan sonra medium en üst sterillik için kontrol ediliyor. Medium 199’in içine maymun böbrek dokusu gidiyor. (1.09.35) Önce dikkatlice elle kıyılıyor (doğranıyor). Bu şişelerde maymun böbrek dokusu büyüyor. Beslenmesini zengin Medium 199’dan sağlıyor. 6 gün boyunca şişeler sallanıyor ve dokular büyüyor. Daha sonra yeni taze medium konuyor. Ama burda büyük bir farkla, bu sefer canlı çocuk felci virüsü ekleniyor. 3 değişik çocuk felci suşusu ekleniyor. Tamamlanmış çocuk felci aşısı 3 çeşit çocuk felcine de koruma sağlayacak. Ve bir kere daha şişeler sallanıyor. 4 günde virüs 250-1000 kat çoğalıyor. Çocuk felci aşısı hasata hazır.

Bir sonraki adım filtreden geçirme. Hayati önem taşıyan bir süreç. Önce canlı virüsten oluşan solüsyon içi porselenden oluşan bu metal tüplerden geçiyor. Asbestos (amyant) tabakasında geçiyor ki bütün böbrek dokuları süzülüyor ve başka bakteriler ayrılıyor. Tavşanlar bu solüsyonla aşılanıp test ediliyor ki başka bir B virüsü, çocuk felci haricinde tehlikeli başka bir virüs içinde olmasın. Solüsyonun veremden bağımsız olduğuna emin olabilmek için Guinea pigler de (hint domuzu, bir başka kobay amaçla kullanılan hayvan türü) aynı solüsyonla aşılanıyor. Sonunda üretimin düğüm noktası. Virüsün zayıflatılması. İnsanı etkileyen çocuk felci virüsünün gücü tamamen yokediliyor. 66 saat boyunca eklenen formaldehit kimyasalıyla sıcak kuluçka odalarında zayıflatma süreci devam ediyor. Ve geriye kalan sadece iyi şeylere neden olabiliyor. İnsanlara çocuk felcinden koruma sağlıyor. İnsanın düşmanı artık onun hizmetkarı olmaya hazır. Her aşamada yapılan kontroller ve ikinci kontroller. Bu teknisyen doku kültürü güvenliği üzerine çalışıyor. Virüsün tamamen zayıflatılıp zayıflatılmadığını yeniden kontrol ediyor. Bu çeşit kontrol her parti aşı için tekrarlanıyor. Bu modeller sonunda ülke genelinde doktor muayenehanelerinde ve klinklerde yerlerini bulmaya gidiyorlar. Birkere Kamu Sağlık Hizmeti çıkarılmasına izni verdi mi, çocuk felci aşısı Amerikalı gençleri korumaya hazırdır. 1955 yılında 10 miyonun üstünde Amerikalı bir veya daha fazla Salk’ın çocuk felci aşısını oldular. Çocuk felcinden en yüksek koruma için 3 aşılama, birinciden sonra en az iki hafta geçmiş olmalı ve ikinciyle üçüncü arasında ise en az 7 ay olmalı. Sizin veya ailenizdeki uygun her bir çocuk çocuk felci için şu anda aşılanmalıdır. Şimdi aşılama çocuk felcinden ölümekten veya felç olmaktan bu yıl kurtaracaktır. Yükselen tedariklerden faydalanın. Çocuğunuza yardım edin ki çocuk felcinden ölmekten veya sakat kalmaktan kurtulup güçlü bir çocuk olsun.

(1:13:46) TEORI:

“Polio aşısı açıkça modern tıbbın başarı hikayelerinden biriydi.”

Yoksa öyle miydi?

Modern dönem öncesi polio nadiren felçe neden olan hafif bir hastalıktı.

En geniş epidemi 1950’lerde yaşandı ve aşının tanıdıldığı 1955’de büyük oranda azaldı.

“1923’den 1955’e, yani Salk’ın ölü-virüs aşısından önce, polio ölüm oranları ABD ve Ingiltere’de %47 ve %55 oranında kendiliğinden azalmıştı.”
VACCINES – Are They really Safe&Effective?
Neil, Z.Miller, kaynak: Uluslarasi ölüm istatistikleri (1981) , Micheal Alderson.

Salk’ın aşısı piyasaya sürüldükten bir sene sonra 6 New England eyaleti polioda yükselmeleri bildirdiler. Vermont’da iki kattan daha fazla olan artış, Masachusette’de %642 ile hayret vericiydi.

–Eyaletlerarası ve Yabancı Ticaret Komitesi önündeki dinlemeler, Temsilciler Meclisi, 87.Kongre, TM’deki ikinci seans, 10541, Mayıs 1962, sf.94

1959 yılında, Masachusette’de paralitik polio vakasi mağdurlarının %77.5’i 3 doz IPV (enjekte edilmiş polio aşısı) olmuştu.

–Eyaletlerarası ve Yabancı Ticaret Komitesi önündeki dinlemeler, Temsilciler Meclisi, 87.Kongre, TM’deki ikinci seans, 10541, Mayıs 1962, sf.94

IPV aşısının mucidi Jonas Salk, Anerikan senatosunda oluşturulan bir altkomite duruşmasında verdiği yeminli ifadede, [Amerika’da] 1961’den bu yana görülen tüm polio salgınlarının neredeyse tamamının oral polio aşısından kaynaklandığını söylemiştir.

Resmi kayıtlar göstermiştir ki geniş çapta yapılan aşılamalar, koruması gereken hastalıktan koruma açısından hiçbir ilerleme sağlamamıştır.

— Dr. Albert B. Sabin
Oral Polio aşısının geliştiricisi

“Sabin ve Salk’ın maymun böbrek dokusundan yapılma polio aşısı, bu ülkede lösemi artışının direk ana sorumlusudur.” Frederick R. Klenner, MD.

Poliomytilisten sakat kalan çocukların %54’ü felçten önce 3 doz oral polio aşısı olmuştu.

— “Pondicherry’de Poliomyetilis trendleri, Güney Hindistan, 1989-91”
(Epidemioloji ve Halk Saglığı Jurnalı, Londra, sayı: 51, no: 4, Ağustos 1997, sayfa 443-48):

1985 yılında CDC, ABD’de 1973 – 1983 yılları arasında görülen polio vakalarının %87’sinin polio aşısından kaynaklandığını açıklamış ve sonrasında da 1983’ten beri ülkeye yurtdışından giriş yapmış polio yanılı kişilerde de birkaçı hariç hepsinde polionun aşıdan kaynaklı olduğunun tespit edildiğini bildirmiştir.

“Polio provokasyonu. Polio salgınlarının arkasındaki gerçek budur. Ve ben size kişisel kesin kanımı söyleyeyim; polio insan eliyle yapılmış bir hastalıktır.” Dr. Viera Scheibner, Ph.D

Polio aşısının mecburi olmasından sonra hastalığın görülme oranı artmakla kalmadı (1957den 1958e %50, 1958den 1959a %80 artış gösterdi), tersi kanaat oluşturmak için Kamu Sağlık Servisi tarafından istatistikler manipüle edildi.*

*1962 ABD Senatosunda kapalı oturum, Kuzey Karolayna Üniversitesi Kamu Sağlığı Okulu Biyostatistik Bölüm Başkanı Dr. Bernard Greenberg’ün tanıklığı

%90 polio vakaları Sağlık Otoritelerinin istatistiklerince elimine edilmişken, aşının çıkmasıyla beraber hastalık yeniden tanıdıldı, bu sırada Salk aşısı bazı ülkelerde yabani polionun yolaçtığı bir salgın yokken paralitik polioya neden oluyordu. Dr. Viera Scheibner, araştırmacı/yazar

ABD’de her yıl binlerce viral ve aseptik menenjit vakası bildiriliyor ve bunlar Salk aşısından önce polio diye kayda geçiyordu. Dr. Viera Scheibner, araştırmacı/yazar

Salgın sayılabilmesi için vaka sayısı 20den 35e çıkartıldı, felç istatistiği kapsama koşulu ise belirtilerin 24 saat görülmesinden 60 gün görülmesine çıkarıldı. Polionun -en azından kağıt üstünde- aşıdan sonra nasıl bu kadar radikal bir şekilde düştüğüne şaşırmamak lazım. Dr. Viera Scheibner, araştırmacı/yazar

SONUÇ: “Aşılar, senelerdir düzenli düşüş göstermekte olan polioda önemli yükselişe neden olmuştur. Ve bugün ABDdeki yani polio vakalarının asıl sebebidirler.” Alan Phillips, bağımsız araştırmacı ve aşı riskleri ve alternatifleri üzerine yazar. Wildfire Dergisinde 1996 yılı Nisan sayısındaki rapor.

Kronik Yorgunluk Sendromu (ABD)
Mialjik Ensefalomielitis diye de adlandırılır (Ingilter)
Mialjik= kas
Ensepalo= beyin
Mielitis= sinir tabakasında enlamasyon

Tıbbi gazete editörü William C. Douglass, M.D (tıp dr)’ ye göre: “İkinci görüs” polio günümüzde hiç olmadığı kadar yaygındır ve bunun nedeni de polio aşısı olabilir.

1934ler kadar geriye gittigimizde Los Angeles’ta “atipik” polio bildirilmişti, ve “abortiv poliomielitis” 1939 yılında İsviçre’de bildirilmişti.

40 yılı aşkın süredir devamlı olarak kullanılan polio aşısı şu sonucu doğurmuştur diyor Dr. Douglass: “en 72 viral suşu polioya benzer hastalığa neden olmaktadır.”

Polio aşısından önce sadece 3 polio virüsü vardı.

Polionun ortadan kalkmadığı sadece değiştiği konusuna işaret eden tek kişinin kendisi olmadığını söylüyor Dr. Douglass.

Dr. Douglass klinik araştırmaları baz alarak Salk ve Sabin’in aşılarının 1950lerde poliomielitis için çocuklara vurulmasının polioyu kesinlikle ortadan kaldırmadığını, sadece formunu değiştirmeğe zorladığını tartışıyor.

“Yeni polionun” ortaya çıkışı- çocuklukta görülen felçten yetişkinlikte görülen kas zayıflığına değişen belirti, aşının tanıtılmasınan bu yana süratle artış gösterdi.

“Bugün artık ‘kronik halsizlik sendromu’nun yeni bir tür hastalık değil, sadece daha ağır bir hastalık olan paralitik polio’nun aborte edilmiş hali olduğu biliniyor” demiş doktor …

Gerçek ‘Kronik Halsizlik Sendromu’ (diğer halsizlik türlerinden farklı olarak):

“görüldüğü kişide klinik olarak polio benzeri belirtiler ortaya çıkarır ve bugüne kadar çoklukla ‘felçsiz polyomiyelit’ (non-paralytic polio) olarak teşhis almıştır.

Aşının içindekiler: Adjuvan ve Koruyucular

1.19.13 (Görsele bakınız) Herneyse şimdi aşının içinde neler var: Tavuk ceniniyle başlayalım, sonra genelde aşıyı ne için hazırlıyorsa onun canlı virüslerini ekleyelim, bazen ölü de olabiliyor bu virüsler. Daha sonra formaldehit ekliyoruz. Biyoloji dersinde ölü kurbağayı içinde tuttuğumuz su. Daha sonra bunların kabul edilir olduğundan emin olduktan sonra biraz antibiyotik ekleyelim, çünkü orda ne yüzüyor nerden bilelim! Sonra eter ekleyelim, birazcık deterjan, bu sizin evdeki deterjandan birazcık daha kuvvetli, ve nihayet iyi maddeye geldik. Adjuvan ve koruyucular genelde civa tiyomersal formunda, skualen, aluminyum tuz, aluminyum fosfat, aluminyum hidroksid, ve diğer ağır metaller ve koruyucular.

Şimdi gelin gerçekten bu adjuvan ve koruyucular neler onları konuşalım. Adjuvan nedir?

ADJUVAN (“yardım etmek” manasındaki ‘adiuvare’ kelimesinden geliyor)

İmmünolojideki tanımı:

“İmmünolojik adjuvan, belirli birtakım aşı antijenleriyle birlikte kullanıldığında, antijene özel immün yanıtını hızlandırıcı, süresini uzatıcı veya arttırıcı etkiye sahip herhangi bir madde olarak tanımlanır.”

Kaynak:

“Geleneksel İmmünolojik Adjuvanların DNA Aşısı Preparatlarındaki Kullanımı”, Shin Sasaki ve Kenji Okuda.

“DNA Aşıları: Metod ve Protokoller”, D.B. Lawrie ve R.G. Whalen (editörler), Human Press yayınları, 2000.

Bilimsel Cemaatlerde adjuvan aşların kirli küçük sırrı olarak adlandırılmaktadır.

Bu tanımlama ilk zamandalardaki ticari aşı üreticilerinin aşıların değişik partilerindeki farklılıklarının ve etkinliklerinin incelendiği günlere aittir. Doğru tahmin edildiği üzere kölelerdeki ve insanlardaki yanetkiler kontaminasyondan kaynaklanıyordu. Oysa kısa zamanda ortaya çıktı ki aşıların temizliği aşıların etkinliğini azaltıyordu. Kirletici unsur veya toprak ise bağışıklık sisteminin cevabını artırıyordu. Bugün yaygın olarak kullanılan pek çok iyi bilinen adjuvant vardır, bunlar: yağlar, alüminyum tuzlar, virosomlar (aşı taşıma mekanizması), ki hala nasıl çalıştıkları tam olarak anlaşılmamaktadır.

Adjuvanlar bağışıklık sistemi biliminde (immunoloji) çoğunlukla aşının etkisini değiştirmek veya yükseltmek için bağışıklık sistemini stimüle eder ki aşıya daha kuvvetli bir şekilde cevap versin. Ve böylece o hastalığa karşı artırılmış bağışıklık sağlar. İnsan bağışıklık sistemi evrim süreci boyunca belirli birtakım antijenikleri tanır hale geldiğinden, aşıyla birlikte verilecek adjuvanla, bu adjuvan tıpkı doğal bir enfeksiyon gibi davranıp vücutta dendritik hücre, lenfosit (akyuvar) ve makrofaj aktivitesini arttıracağından, vücudun aşı antijenine vereceği içkin immün yanıt oldukça güçlendirilmiş olmaktadır.

(1.22.35) Şimdi bu bilimsel açıklama. Şimdi gelin bu adjuvanlar gerçekten insan bedenine neler yapıyor bir bakalım.

Önce skualene bakalım. Adı diğer adjuvanlar içinde kötüye çıkmış adjuvan.

Mikropaleontologist Dr Viera Scheibner aşıların içindeki adjuvanlara yönelik bir araştırma gerçekleştirdi ve şöyle yazdı:
Skualen: pekçok aksi tesirden oluşan Körfez Savaşı Sendrom’unda rolü vardır
Gelişen mide ve bağırsak hastalıkları:
Artrit (eklem iltihabı), Fibromiyalji, Lenfadenopati, raş, fotoduyarlı raş, Malar raş, kronik yorgunluk, kronik başağrısı, normal olmayan vücütta tüy dökülmeleri, iyileşmeyen cilt lezyonları, aft, başdönmesi, güçsüzlük, hafıza kaybı, havale, duygudurumu değişiklikleri, nöropsikitrik değişiklikler, tiroid karşıtı etkiler, kansızlık, Alyuvar çökelme hızı’nın yükselmesi, Sistemik lupus eritematozus, Multipl skleroz (MS), ölümcül Amyotrofik lateral skleroz, Reynaud’un fenomeni el ve ayak parmaklarında kansızlık, Sjorgren sendromu bulanık görüntüyle beraber, kronik ishal, gece terlemeleri ve düşük ateş.

Askeriyede vurulduğum Antrax aşısı sağlığımı bozdu. Kronik acı ve pekçok diğer sorunlarla dolu bir dünyada yaşıyorum. Binlerce asker bu aşıdan öldü ve yüzbinlercesi sakat kaldı. Lütfen bu aşıları yaptırmayın. Sağlıklıyken kronik olarak hasta olmak istemezsiniz. Bu bir kabus.
* Askeriye sağlık Forumu, isim bilinmiyor. Aynı sitede bu içerikte pekçok mesaj bulunmakta.

1.24.08’de ekrana yansıyanlar ; Antrax aşısı oldunu veya olacak mısınız?
Aşıyı olmuş olanlarla olmamış olanları karşılaştırıyoruz.
Gönüllülere ihtiyacımız var:
– yanetki göstermişler, (ne kadar doz almış olurlarsa olsunlar) VEYA
– geçtiğimiz 6 ay içinde en az 2 doz vurulmuş VEYA
– geçtiğimiz 5 yıl içinde en az 3 veya daha fazla doz vurulmuşlar

Sadece bir kere geleceksiniz ve tek seferlik kan alınacak.

Gönüllülere ödeme yapılacaktır.

Klinik olarak Körfez Savaşı Sendromu görülen kişilerle yapılan Deneysel adjuvan Skualenle bağlantılı bir araştırma 2002 yılında yayınlandı. 2004 Ekiminde skualenin zarara yolaçtığı konusunda yeterince kanıt bulunduğuna kanaat getiren yargı, Pentagon’a bu uygulamanın durdurulması gerektiğini bildirmiştir.

Immünoloji uzmanı Dr. Pamela Asa mide bağırsakta gorülen otoimmün hastalıklarının aynasını ilk defa yağla formüle ediilmiş skualenle enjekte edilmiş farelerde farketmişti.

Gary Matsumoto’nun ““Aşı-A” Hükümetin Askerlerimizi Öldüren Gizli Deneyi ve Kurbanların Neden Askerlerle Sınırlı Kalmayacağı” adlı kitabında Körfez Savaşı’na katılmış askerlerde görülen sendromlarla ilgili çok sayıda olgu sunumu yer almasına rağmen devlet ne bu askerleri ne de sağlık sorunlarının oldukları aşılarla bağlantısını kabul etmiyor.

Körfez Savaşı’nda aşılar dışında, kullanılan cephanedeki “depleted uranium”un yol açtığı ağır doğum kusurlarının görselleri geliyor ekrana, ancak ABD bu etkileri de inkar ettiği gibi işe yarayacak tedavi ve protokollerin kullanımını da engelliyor.

Peki Washington tüm bunlara rağmen skualenin kullanımına daha nasıl izin veriyor?

Matsumoto’ya göre cevap, “ABD’deki bilimadamlarının kelimenin tam manasıyla skualene kariyer yatırımı yapmış olmaları”ndan geçiyor. NIH (Ulusal Sağlık Enstitüsü) ve ortağı oldukları kurumsal şirketler tarafından geliştirilmekte olan pekçok aşıda o veya bu şekilde hep skualen kullanılıyor.

Rekombinant aşı prototiplerinde [HIV, sıtma, siğil (herpes), influenza (domuz gribi suşu da dahil olmak üzere grip aşıları), sitomegalovirüs, genital siğil (HPV)] hep skualen var. Bu aşılardan bazılarının tüm dünyada toplu aşılamada kullanılması planlanıyor.

Böyle bir ihtimalin dahi herhangi bir şekilde bu aşılar zorunlu tutulduğu veya doktor tarafından önerildiği takdirde aşıyı reddetmemize yetmesi lazım.

[1:30:56] Dünya Sağlık Örgütü’nün sitesinde, “Aşılardaki skualen bazlı adjuvanlar” başlıklı makale geliyor görüntüye. Ve buradaki tanımlamaya göre:

* Skualen, bitki, hayvan ve insan metabolizmasında doğal olarak oluşan bir madde. İnsanlarda karaciğer tarafından üretiliyor ve kan dolaşımımızda bulunuyor.
* Skualen ticari amaçla balık yağı ve özellikle de köpekbalığı karaciğer yağından elde ediliyor. Tıbbi ilaçlarda ve aşılarda kullanılan skualen bu kaynakların saflaştırılmış hali.

Dünya Sağlık Örgütünün skualen için verdiği bu açıklamanın üzerine videoda, “Şövenist için kendi tarafının yaptığı mezalimin sakıncası olmadığı gibi, bunları duymazdan gelmede de üstün bir kapasiteye sahiptir” özlü sözü ekrana geliyor.

THIMEROSAL – OTİZM BAĞLANTISI

Şimdiye kadar icat edilmiş en etkili politik silaha geldi sıra, yani çocuklara!

Thimerosal, aşılarda koruyucu olarak kullanılan bir cıva türevi. 2009 yılında “Toksikoloji ve Çevre Kimyası Dergisi”nde yayımlanan bir çalışmaya göre aşılarda koruyucu olarak kullanılan bu cıva bazlı bileşik, tıpkı otizmden muzdarip kişilerde görülen şekilde sinir hücresi tahribatına yol açıyor.

Ekrana otizm ve cıva zehirlenmesi arasındaki benzerliğe dikkat çekici görseller geliyor:

* Olay şudur: Otizm, cıva zehirlenmesine verilen başka bir addan öte bir şey değildir.
* Cıva zehirlenmesi ve otizm: Bunlar tesadüf değil!

Çocuklarda görülen otizm ve cıva zehirlenmesi belirtileri

Otizm
Konuşma yetisi kaybı
Sosyal manada içe kapanma
Göz teması kuramama
Tekrarlı davranışlar
El çırpma ve parmak ucunda yürüme
Öfke Nöbetleri
Uyku bozukluğu
Nöbetler

Cıva Zehirlenmesi
Konuşma yetisi kaybı
Sosyal manada içe kapanma
Göz teması kuramama
Tekrarlı davranışlar
El çırpma ve parmak ucunda yürüme
Öfke Nöbetleri
Uyku bozukluğu
Nöbetler

[1:32:13] Çalışmaya göre thimerosal’ün sebep olduğu hücre hasarı mitokondriyal tahribata, oksidatif reduksiyon aktivitesinde azalmaya, hücre dejenerasyon ve ölümüne neden oluyor. Yani kısaca, bu aynen otizmin tarifidir.

[1:32:35] VİDEO: “Cıvanın Beyin Nöronlarında Yarattığı Dejenerasyon” – Calgary Üniversitesi, Tıp Fakultesi, Fizyoloji ve Biyofizik Bölümü

1997’de bir grup bilimadamı cıva buharı teneffüs eden hayvanların beyin protein metabolizmalarında, Alzheimer’slı beyinlerin %80’inde görülene benzer bir moleküler lejyon oluştuğunu gösteriyor. Calgary Üniversitesi’nde beyin nöral doku kültürlerinde üzerinde yapılan bu deney ise şimdi cıva iyonlarının gelişmekte olan sinir hücrelerinin membran yapısını değiştirdiğine dair ilk görsel kanıtı sunuyor bizlere.

Cıvanın beyne etkisinin daha iyi anlaşılması için filmde ilk olarak nöronların neye benzediği ve nasıl geliştikleri gösteriliyor. Deneyde sümüklüböcek beyin dokusu kullanılıyor, ancak sümüklüböcekten insana tüm nöral cone’lerin aynı davranışsal ve yapısal özelliklere sahip olduğu da belirtiliyor ve bu proteinlerin yapısının hemen hemen aynı olduğu vurgulanıyor.

Beyin dokusundan alınan nöronlar birkaç gün boyunca kültürde büyütülüyor, ardından çok küçük dozda cıva büyüme ortamına 20 dakika boyunca veriliyor. İşlemden sonraki 30 dakika içinde neurite membranları (Sinir hücrelerinin oluşturduğu akson benzeri stoplazmik uzantıların zarları) hızla dejenere oluyor ve ardlarında aşınarak çıplak kalmış nörofibrilleri (sinir telciği) bırakıyor. Cıvanın aksine, aynı konsantrasyonda eklenmiş alüminyum, kadmiyum, kurşun ve manganez aynı etkiyi yaratmıyor!

[1:35:57] cıva öncesi ve sonrasında sinir hücresinin görünümünü veriyor.

Videonun sonunda, bu yeni bulguların cıvanın nasıl “nörodejenerasyon” oluşturduğuna dair önemli görsel kanıt sağladığı, daha da önemlisi, düşük doz cıva maruzatının beyinde oluşan nörodejenerasyona katkı sağlayan bir etmen olduğuna dair ilk görsel kanıt olduğu vurgulanıyor.

OTİZM

Son birkaç senedir istatiksel olarak kabul edilen otizm oranı 150’de 1 iken, 2007’de yapılan ulusal çocuk sağlığı araştırmalarında bu oran 63 çocukta 1 olarak veriliyor ki bu da ebeveynler tarafında bildirilen otizm spektrum bozuklukları olgularında, 2003 yılından beri %100’lük bir artışa tekabül ediyor (4 yılda %100’lük artış).

GÖRSEL: “Otizmde %6000’lik artış yaratmış olsaydın, sen de bunu örtbas etmeye çalışmaz mıydın? CDC’nin Amerikan halkına gerçekleri itiraf etmesinin vakti geldi.” Robert F. Kennedy, Mart 2006.

İngiltere’de yürütülen benzer bir çalışma, oradaki otizm oranınını da 83 çocukta 1 olarak buluyor.

GARDASİL

Genital siğil (HPV) aşısı rahim ağzı kanserine karşı korusun diye uygulanıyor. Dev ilaç firmaları ve CDC için bile fazla cesur olarak tanımlanabilecek bir manevrayla aşı kayırtkanları şimdi bu aşıyı oğlan çocuklarının da olmasını tavsiye ediyorlar, oğlanların rahmi bile yokken!

Bu da tabii nereden baksanız aşıya müşteri potansiyelinde %100 artış demek. Para kokusu alan var mı aramızda?

[1:37:47] HEPATİT-B AŞISI

Yapılan yeni bir çalışma, erkek bebeklere hepatit-B aşısı verilmesinin ilerde otizm spektrumundaki rahatsızlıkara yakalanma şanslarını 3 kattan fazla arttırdığını ortaya koyuyor. Çalışmanın yazarı Ulusal Sağlık Araştırmaları (NHIS) merkezindeki 1997-2002 yılları arasındaki veritabanını kullanıyor. Çalışmanın sonuç kısmında şöyle deniliyor: “Bulgular, Hep-B aşısı olmuş Amerikan erkek yenidoğanlarının ASD için 3 kat daha fazla risk taşıdığını göstermektedir.”

Kaynaklar: Age of Autism – Eylül 17, 2009, Annals of Epidemiology Sept. 2009:19+(9); 659
Sick and Tired: A second Thought About Viruses and Vaccines and the HIV/AIDS Hypothesis, 2001

Yazarlar ayrıca kendileri tarafından yapılmış daha önceki bir çalışmada da, Hep-B aşılaması ile erken müdahale ve özel eğitim hizmetlerinden yararlanma arasında da ilişki saptandığını belirtiyor. Yeni çalışmalarında farklı bir veritabanı kullanmış olmalarına rağmen aynı sonuçlara ulaşıyorlar, yani çalışma sonuçlarının bir yerde geçerliliği teyit edilmiş oluyor.

Amerika’da tüm yenidoğanların rutin olarak Hep-B ile aşılanması uygulamasına, ortada bunu gerektirecek hiçbir mantıklı gerekçe olmamasına rağmen, 1992’de geçiliyor.

Yenidoğanların gerçekten Hep-B aşısına ihtiyaçları var mı?

Hepatit B nereden baksanız HIV-AIDS kadar kapılması zor bir hastalık, yani hemen her durumda illaki bir şekilde kan veya cinsel temas gerekiyor kapılabilmesi için. Peki o halde bebeklerin gelişimsel açıdan en hassas/kritik döneminde bu aşıyı yapmanın alemi ne? Seks olasılık dahilinde bile değilken, bunun düşüncesi bile daha fersah fersah uzakken? Kan meselesine gelince, nakledilecek kanlar taramadan geçirilmiyor mu? Bu size de bir kez daha ilaç firmalarının karı bizim ve ailemizin sağlığının üzerinde tuttuğunu göstermiyor mu?

Yakın zamanda tamamlanan bir başka bilimsel çalışmada da, Hep-B aşı serisini tamamlamış çocuklarda aşıyı olmayan çocuklara göre %50 daha fazla “merkezi sinir sistemi enflamatuvar demiyelinasyon”u görülüyor. Ve bu artışın büyük bölümğünden de İngilizleriin GlaxoSmithKline firmasının ürettiği ENGERIX B marka aşı sorumlu bulunuyor. Bu çalışma, 2008 Ekiminde Nöroloji Dergisi (Journal of Neurology)’de yayımlanıyor.

Hep-B aşıları arasında GSK’nın Engerix B’si en kötü olanı çıkıyor [Ed Not: Türkiye’de uygulanan aşı da budur!] Bu aşı demiyelinasyon [sinir liflerinin etrafını saran miyelin tabakasının ortadan kalkması, sinir liflerinde miyelin kaybı.] riskini %74 arttırıyor ve ayrıca Multiple skleroz teşhisi almış hastalarda da bu rahatsızlığı geçirme oranı 3 kat fazla çıkıyor.

[1:40:22] Engerix B aşısının piyasaya sürülüş şekli de oldukça yanıltıcı: 2007 Ocak ayında ruhsatlandırma ve tanıtım aşamasında aşının ‘thimerosal’suz versiyonu olarak reklamı yapılan bu aşının tüm formülasyonlarında aşı dozunun her bir mililitresi için cıva yerine 0.5 mg ALÜMİNYUM konulmuş. Kaldı ki bilimsel çalışmalar alüminyumun Alzheimer’s ve diğer nörolojik bozukluklarla ilişkisi düşünüldüğünde bunun cıvadan bile daha tehlikeli olabileceği yönünde sonuç gösteriyor. Ayrıca, Hep-B aşısındaki alüminyum kullanımı son zamanlarda ergenlerde görülmeye başlanan ve nedeni açıklanamayan ‘erken demans/Alzheimer’s’ olgularının da açıklaması olabilir.

[1:40:44] BOĞMACA/PERTUSSIS

Görsel: 103 ‘Ani Bebek Ölümü’nün %70’i boğmaca aşılamasından sonraki ilk 3 hafta içinde meydana geldi. Bebeklerin 2/3’ü ölmeden önce boğmaca aşısı olmuştu; bunların %6.5’i ilk 12 saat içinde, %13’ü ilk 24 saat içinde, %26’sı 3 gün içinde, %37′, %61 ve %70’i sırasıyla 1, 2 ve 3 hafta içinde hayatlarını kaybettiler.

Kaynak: Torch W., Neurology 32 (4- Pt. 2) A, 1982, pp. 169 – 170.

AMERİKA’DA AŞILAMANIN HUKUKİ BOYUTU – Devletin vatandaşı zorla aşılayıp aşılayamayacağı sorusunun cevabı

Aşağıdaki bilgilerin bir kısmı Dr. Sherri Tenpenny’nin “The Truth about the Flu Shot” (Grip aşısı hakkındaki gerçekler) adlı makalesinden alınmıştır.

-1946’da Amerikan Toplum Sağlığı Hizmetleri merkezi oluşturuluyor ve 9708 no.lu Başkanlık Emri/kanun hükmünde kararname (Executive Order) ile karantina uygulaması yapılabilecek bulaşıcı hastalıkların bir listesi oluşturuluyor.

1946 ile 2003 arasında listeye kolera, difteri, tüberküloz, tifo, çiçek, sarı humma ve viral hemorajik hummalar ekleniyor.

Görsel: Başkanlık Emri 9708 – Bulaşıcı hastalıkların başgöstermesini, kişiden kişiye geçmesini veya yayılmasını engellemek amacıyla kişiler için yakalamaemri çıkartılması, tıbbi müşahade için alıkonulması veya koşullu salıverilmesi düzenlemelerinin kapsadığı hastalıklar belirtilmiştir.
* 4 Nisan 2003’te Başkanlık Emri 13295 ile zorla yapılabilecek aşılar arasında SARS da eklenmiştir.

GÖRSEL: B.E. No 13295: Karantina Uygulanabilecek Bulaşısıcı Hastalıkların Genişletilmiş Listesi

a) Kolera; difteri; enfeksiyöz tüberküloz; veba; çiçek; sarı humma ve viral hemorajik hummalar (Lassa, Marburg, Ebola, Kırım-Kongo, Güney Amerika ve henüz virüsü izole edilememiş ve isimlendirilmemiş olanlar).
b) Akut Solunum Yetmezliği Sendromu (SARS)

* 1 Nisan 2005, B.E. 13295’e “Pandemi boyutunda salgın oluşturan ve salgın oluşturma potansiyeli olan yeni veya tekrarlayan influenza virüsleri” de ekleniyor.

Bu kararla devlet başkanı, ABD sağlık bakanına karantina uygulaması insiyatifini vermiş oluyor. Bugün sağlık bakanının “enfekte olduğu düşünülen kişiler için yakalama kararı çıkartma ve müşahade altına alma” yetkisi var. Yani öksüren veya ateşi olan bir kişi bugün Amerika’da grip şüphesi nedeniyle uzun bir süre boyunca kendi isteği dışında karantinaya alınabilir ve buna karşı çıkma (rücu) hakkı da hukuken bulunmuyor.

* 28 Ocak 2003’te George W. Bush terörle mücadele kapsamında “Project Bioshield’ projesini hayata geçiriyor. Bu projeyle devlet “medikal karşı önlemler” geliştirmek için kalıcı ve süresiz finansman sağlama ve kaynak aktarımı yetkisi sahibi oluyor.

‘Project Bioshield’ kapsamında Ulusal Sağlık Ensitütüsü (NIH-National Institutes of Health), ilaç ve aşı ruhsatlandırmasını hızlandırma yetkisi kazanıyor. Artık devlet acil durumlarda normal güvenlik testlerinden geçmemiş ilaç ve aşılara “hızlandırma” (Fast-tracking) yoluyla ruhsat verme yetkisine sahip.

* 17 Aralık 2006, ‘Project Bioshield’in E bendi gereğince “Afete Hazırlık ve Sivil Savunma Yasası” (The Public Readiness and Emergency Preparedness Act) kanunu kabul ediliyor. Bu kanun, bütçeden savunma bakanlığı harcalamalarına ayrılan payın belirlendiği Defense Appropriations Bill HR 2863’e ek olarak, 17 Aralık Cumartesi gecesi, saat 11.20’de, meclis üyeleri HR 2863’ü imzalayıp yılbaşı tatili için meclisten ayrıldıktan çok sonra kabul ediliyor.

Yasanın (b) (1) bendi gereğince:

“Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, herhangi bir “hastalık, sağlık durumu veya tehdit”in toplum sağlığı açısından acil durum oluşturup oluştutmadığına karar verme yetkisine sahiptir. Bakan ayrıca “güvenlik tedbirleri”nden (“covered counter measures”) bir veya daha fazlasının “üretim, test, geliştirme, uygulama veya kullanımı”nı önerebilir.

Güvenlik tedbiri (covered counter measure) ise “pandemi için kullanılacak bir ürün, aşı veya bir ilaç” olarak tanımlanmaktadır.

Bu kanunla ayrıca “güvenlik tedbiri” olarak kabul edilen ve herhangi bir salgın durumu için kullanılacak hertürlü ilaç, aşı veya biyolojik ürün için hukuki sorumluluktan tam muafiyet hakkı tanınmaktadır. İlaç firmalarına hukuki sorumluluktan tam muafiyet koruması, Sağlık Bakanlığı tarafından ilan edilecek hertürlü acil durumda kullanılacak hertür ürün için tanınmıştır.

Tıbbi ilaç firmaları artık, zarar gören taraf “karşı tarafa kasten zarar verme niyeti”ni ispat edemediği müddetçe hertürlü yasal kovuşturmadan muaftır.

İlacın SİZİN sağlığınıza zararlı olacağını BİLDİKLERİ HALDE piyasaya sürseler DAHİ yasal olarak haklarında dava açamıyorsunuz.

Oysa SİZİN, zorunlu aşılamadan finansal çıkar sağlayacak hükümetten korunma veya itiraz etme hakkınız hiçbir şekilde yok!

[1:45:08] [Dr. A. True Ott, PhD, Naturapati Doktoru’nun ifadesi]
“ABD savcılarının fikrini aldık, 1918 virüsünün yeniden üretilip silah haline getirilmesi kanuna aykırı mıdır diye. Cevapları HAYIR oldu; ABD Savunma Bakanlığı yönetmeliklerine göre bu eylem tamamen yasal. Bunu yapmaya hem hakları hem de imkanları var. Ve ayrıca böyle bir şeyle mücadele için aşı üretmek de tamamen yasal. Körfez Savaşı’nda şarbonla ilgili yaşanan da buydu zaten: Irak’a (Saddam Hüseyin’e) şarbonu biz verdik, sonra ülkeyi işgale gidince de tüm askerlerimizin bizzat bizim yarattığımız bu silaha karşı tüm aşıları olması gerekti. Yani tüm bunları yapmak hiçbir şekilde kanunsuz değil ve hatta askeriye bu aşıların stokta tutulmasını istiyor da. Yani, hayır, tüm bunlar tamamen yasal.”

[1:45:59] AMERİKAN KANUNNAMESİ [US CODE – Cornell Üniversitesi, Hukuk Fakultesi, LII – Legal Information Institute]

İnanılması güç ama bu bahsi geçen durum Amerikan hükümetinin insanları zehirleme, radyasyon verme ve deneylerde kobay olarak kullanma hakkını kendinde gördüğü tek durum değil.

US CODE-Title 50-Chapter 32 – Kimyasal ve Biyolojik Savaş Programı
1520a Bendi: Kimyasal ve biyolojik maddelerin insan üzerinde denenmesi ile ilgili kısıtlamalar

Bölüm a) Yapılması yasak olan eylemler

Savunma Bakanlığı’nın doğrudan veya kontrat altında yapamayacağı eylemler şunlardır:

(1) Sivil halk üzerinde kimyasal veya biyolojik madde içeren herhangi bir test veya deney; veya
(2) İnsan denekler üzerinde hertür kimyasal veya bolojik maddenin denenmesi

Buraya kadar her şey çok iyi.. ANCAK, Bölüm b’ye gelindiğinde, burada bu kısıtlamaların geçerli olmayacağı istisnaların sıralandığını görüyoruz.

Bölüm b) İstisnalar

Bu bendin (c), (d) ve (e) altbölümleri gereğince, (a) altbölümünde belirtilen kısıtlamalar aşağıdaki durumlar için geçerli değildir:

(1) Tıbbi, törapatik, eczacılığa ilişkin, tarımsal, endüstriyel veya araştırmayla ilgili barışçıl bir amaç taşıyan etkinliklerde [bakın, burada sizin benim gibi insanlardan bahsediyoruz!]
(2) Toksik kimyasallar veya biyolojik madde veya silahlardan korunmayla doğrudan alakalı tüm etkinliklerde,
(3) Emniyet teşkilatının uygulayacağı, aralarında isyan kontrolü de olmak üzere hertürlü etkinlikte.

Bölüm c) Aydınlatılmış rıza şartı

Savunma Bakanlığı bu bölümün (b) altbölümünde tanımlanmış test veya deneyleri, üzerinde deney yapılacak kişiden ancak deney öncesinde aydınlatılmış rızası alındığı takdirde yapabilir.

Burada belirtilmesi gereken nokta, tüm bu deneylerde kişinin aydınlatılmış rızası herzaman “varsayılmakta”, yani sizin izninizin olduğu kabul edilmektedir.

[1:48:28] “The rights of the individuals are restricted only to the extent that they have been voluntarily surrendered by the citizenship to the agencies of government.” City of Dallas v Mitchell, 245 S. W. 944
19+
Bizzat devlet ve seçilmiş hükümet tarafından üzerinizde radyasyon ve kimyasal madde kullanılması gibi bir muameleyi protesto etmenin tek yolu ABD’de sözlü ve yazılı olarak RIZA VERMEDİĞİNİZİ belirtmek. Aksi takdirde, her durumda rızanızın olduğu varsayılmakta!

Ve tabii Amerikan halkı seçimlerde “temsilci” seçiyorum diye kandırıldığından, bu temsilcilerin kongrede kendisinin adına rıza verdiğini bilmiyor.

[1:48:58]

Bölüm (d) Prior Notice to Congress (Kongreye Ön İhbar)

“Not later than 30 days after the date of final approved within the Department of Defense of plans for any experiment or study to be conducted by the Dpt. Of Defense (whether directly or under contract) involving the use of human subjects for the testing of a chemical agent or a biological agent, the Secretary of Defense shall submit to the Committee on Armed Services of the Senate and the Committee on Armed Services of the House of Representatives a report setting forth a full accounting of those plans, and the experiment or the study may then be conducted only after the end of the 30-day period beginning on the date such report is received by those committees.”

Yani, üzerinizde deney yapılması için rızanız bizzat kongreye gönderdiğiniz temsilciniz veya senatörünüz tarafından sizin adınıza verilmiş oluyor. Tabii bu çoğu kez eyalet valinizin de tamamen bilgisi dahilinde gerçekleşiyor.

[1:50:04] Kod (e)’de “biyolojik madde”nin tanımı yapılıyor.

Bu bölümde “biyolojik madde” terimi, kaynağı veya üretim yöntemi her ne olursa olsun aşağıda verilen durumlara yol açmaya muktedir (bakteriler, virüsler, mantarlar, riketsiyalar veya protozoalar da dahil olmak üzere) her nevi mikro-organizma, patojen veya enfeksiyöz madde ile bu tür herhangi bir mikroorganizma, patojen veya enfeksiyöz maddenin doğal yoldan oluşan, biyomühendislik yoluyla üretilmiş veya sentezlenmiş parçası manasında kullanılmaktadır:

(1) insan, hayvan, bitki veya herhangi bir canlı organizmada ölüm, hastalık veya biyolojik işlev bozukluğu,
(2) gıda, su, ekipman, kaynaklar veya her nevi materyalde bozulma ve kötüleşme,
(3) doğal çevrede sağlığa zararlı/deliteryöz değişiklik.

Yani ABD devleti insan, hayvan, bitki veya başka herhangi bir canlı organizmayı öldürme, hastalandırma ve işlev bozukluğu oluşturmaya “iznini” vermiş bulunuyor. Yiyeceğimizi, suyumuzu, ekipmanlarımızı, kaynaklarımızı ve hertürlü materyali bozma ve çevremizi değiştirme iznini vermiş durumdalar.
Yönetimdeki devlet idaresi, hükümetiniz bu işte. Ve sizi aşılamak isteyenler, sizi ve çocuklarınızı aşılamak için yasa çıkaranlar da aynı kişiler.

1519 nolu bend altında filmde “ölümcül iki bileşenli kimyasal mühimmat/cephane” (“lethal binary chemical munitions”) tanımı ve kullanım şartları veriliyor.

Ne mi bu ölümcül kimyasal silahlar?

1) Kimyasal özellikleri aracılığıyla insanlarda ölüm ve yaralanmaya sebebiyet vermek amacıyla kullanılan (katı, sıvı veya gaz halindeki) hertür toksik kimyasal.
2) Bu tarz toksik kimyasalları püskürtmek, yaymak için geliştirilmiş hertür cihaz, alet, aparat ile bunların her türlü parça veya bölümleri.

Bendin a) maddesinde, devlet başkanı ulusal çıkarlar için elzem olduğunu kongreye bildirdiği takdirde devlet bütçesinden gerekli payın bu tip mühimmatın üretilmesi için kullanılabileceği anlatılıyor.

Yani yine, halkın seçtiği hükümet ve başkan bizzat ülke halkına, üreteceği herhangi bir cihaz, enstrüman veya aparat vasıtasıyla hertürlü toksik kimyasalla (katı, sıvı veya gaz halde) zarar verme yetkisini kendine vermiş oluyor.

Bu insanlar bizleri aşıya bağlı sakatlanmalara, enfeksiyona veya ölüme karşı koruduğunu “umut ettiğimiz” insanlar.

Bent 1515’e geliyoruz. Durdurma Kararı; Başkanlık Yetkisi (“Suspension; Presidential authorization”)

19 Kasım 1969 tarihi itibariyle bu bölümün uygulanışı, Kongre tarafından ilan edilecek bir savaş durumunda ve Kongre veya Başkan trafından ilan edilecek herhangi bir ulusal acil durum süresince askıya alınabilecektir.

* 2009’da sözde ‘domuz gribi salgını’ dolayısıyla acil durum ilan edilmiş olduğuna dikkatinizi çekeriz.

GÖRSEL: Gazete haberi: “Obama H1N1 ulusal acil durumu ilan etti, hastane kurallarını gevşetti (25 Ekim 2009).

* Ve bu acil durum halen daha kaldırılmış değil!

Bent 1516: Ulaştırma/sevkiyat sistemleri

Kısaca, devlet başkanı ulusal güvenlik için elzem olduğu yönünde kongreye ifade verdiği takdirde, ölümcül biyolojik veya kimyasal savaş malzemelerinin kullanımı için gerekli sistemler için devlet bütçesinden fon aktarılabiliyor.

Bent 1512: Transportasyon, açık hava testleri ve imha koşulları; Başkanlık kararı; Kongreye bildirim; Kongreye ve Eyalet Valilerine bildirim

1) Savunma Bakanı, ulusal çıkarların gerekitridiğine hükmederse,
2) Savunma Bakanı, Sağlık Bakanı’na durumu iletir, toplum sağlığı açısından görüş alır ve tedbirler hakkında bilgi alırsa,
3) Ülkenin sağlık dairesi başkanlığı tarafından onaylanmasa da Başkan ulusal güvenlik gerekçeleri nedeniyle sağlık dairesinin kararını geçersiz sayabilir ve kimaysal ve biyolojik maddeler ABD sınırları içinde taşınabilir, açık hava deneyleri yapılabilir ve imhası gerçekleştirilebilir.

US Code . Title 18>Part 1> Chapter 113 B

Bölüm 113B – TERÖRİZM

Bu bölümün 2332h bendi altında verilen Radyasyon Saçan Cihazlar yönetmeliğine baktığımızda devletin Amerikan halkına istediği zaman radyasyon verebileceğini görüyoruz.

Örneğin, Ulaştırma Bakanlığı ve İç Güvenlik Bakanlığı (Dpt. of Homeland Security) bugün Amerikan devletinin tam koruması altında(!) havaalanlarında halkı, kanser yapıcı ve DNA bozucu X-ray cihazlarından geçirmekte.

Ve yine, Amerikan halkının kendi devletinin bu uygulamasına karşı hukuken yapabileceği hiçbir şey yok, itiraz hakkı yok. Özellikle de ulusal bir acil durum sözkonusu olduğunda.

Bir noktayı iyice açıklığa kavuşturalım; Amerikan Federal hükümeti salt Amerikan halkına karşı değil, bu gezegende yaşayan insan, hayvan ve diğer hertür canlıya karşı terörist eylemlerde bulunma izni ve yetkisini kendine vermiş bulunuyor.

[2:00:14] Amerikan Kanunnamesinde TERÖRİZM Tanımı
1. Özellikle siyasi bir amaca ulaşmak için baskı, yıldırma, tehdit veya şiddet içeren yolun kullanılması,
2. Terörizm ve terörizasyon yoluyla oluşturulan korku ve itaat hali.
3. Terörist yollarla hükümet etme veya devlet organına karşı koyma.

ABD devleti ayrıca Amerikan Kanunnamesinde terörizm olarak nitelenen uygulamaları
herhangi bir kişi, kuruluş veya özel ya da kamu şirketinin devletle yaptığı sözleşme gereğince kasten radyasyon veya radyolojik madde yayma gibi aktivitelerine de müsaade etmektedir. Bunun adı yasallaştırılmış terörizmdir. Anlıyacağımız, ABD devleti, kendi Amerikan Kanunnamesi’nin 18. bendi uyarınca yasal olarak kendinden menkul bir teröristtir. İşte Amerika’nın hali budur.

Amerikan anayasasının başyazarlarından Thomas Jefferson bu mutlak yozlaşma ve görevi kötüye kullanma tehlikesini öngörmüş olacak ki, özel yazışmalarında şu tür söylemlerine rastlıyoruz:

“Herhangi bir devlet/idare şekli yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışını tahrip edici hale geldiği anda, hükümeti değiştirmek veya lağvetmek ve yerine yeni bir idare şekli kurmak hakın hakkıdır.”

“Halkın silah sahibi olma hakkını koruması gerekliliğinin en güçlü nedeni, son çare olarak, devlet idaresinin tahakkümüne karşı kendilerini koruyabilmeleridir.”

Bu videoda görülenler Amerika’daki baskıcı yönetimi gösteriyor; yaşamın, özgürlüğün ve halkın mutluluk arayışının nasıl tahrip edildiğini görüyoruz.

Benjamin Franklin de bizlere şöyle diyor:

“Güvenlik için özgürlüğünü feda edenler ne özgür olmayı ne de güvende olmayı hak eder.”

Devletin sizleri aşı zararlarından korumak için orada olduğuna hala inanabiliyor musunuz?

[2:03:04] GÖRSEL: POPULATION COUNCIL – research that makes a difference (Nüfus Konseyi – fark yaratan(!) araştırmacılık)

UNFPA – United Nations Population Fund (Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu

AŞI KULLANIMININ AHLAKİ YÖNÜ

İlaç ve ecza sanayii denilen bu “kar amaçlı” işin ve sözümona bunları “denetlemek”le yükümlü devletin şeytani tabiatını tam olarak kavrayabilmek için aşı üretiminin ahlaki ve etik yönlerinin de ele alınması gerekir.

[1:54] Aşı üretiminde hücre bazlı kültür – insan diploid hücreleri- kullanımı

Yasal ancak ahlak dışı bir uygulamayla kürtajla alınmış insan cenin materyalinde aşı kültürü büyütme işinden bihaber kalıp, vicdanen rahat ve mutlu kalmak bizler için çok daha kolay olurdu. Bu cenin hücreleri kürtaj sırasında toplanıp ileride üretilecek aşılar ve klonlama çalışmaları için donduruluyor.

Aşağıdaki bilgiler tıp doktoru Rene Leiva’nın “A Brief History of Human Diploid Cell Strains” (İnsan Diploid Hücresi Suşlarının Kısa Tarihçesi) adlı makalesinden alınmıştır.

İDHS’den [insan diploid hücresi suşu] elde edilen aşılar dünya genelinde IPV ve OPV polio, kuduz, kızamıkçık, kızamık, varicella-zoster (su çiçeği), kabakulak ve Hepatit A için kullanılmaktadır. Kullanımdaki aşılar orijinal fötal DNA’sının son derece küçük bir bölümünü ihtiva ederken, hücre suşlarında fötal kromozom seti komple bulunmaktadır.

Aşı İmalatçıları

Bu noktada, hem Avrupa hem de Kuzey Amerika’daki ilaç firmalarının İDHS kullanımına çabucak dahil olduklarını söylemek lazım. DSÖ (dünya sağlık örgütü), Wistar Enstitüsü ile ortaklaşa olarak 1960’larda İDHS’lerle ilgili bilgi edinmek isteyen bireylere seminer ve eğitim atölyeleri imkanı sunmuştur. Bu toplantılarda, bu hücrelerin kullanımının idam mahkumlarının organlarından faydalanılması veya etikdışı Nazi araştırmalarına benzeyip benzemediği tartışılmıştır.

Kürtaj

Organları yasal kürtaj uygulamasının hemen ardından alıyorduk. Derhal doku örneklerini alıp, Atlas Okyanusu’nun diğer tarafına bunları ulaştırmakla görevliydik. Cenin materyali yeşil ameliyat bezine sarılı olarak yakındaki hastaneden laboratuvarımıza arabayla getiriliyordu. Cenin hücrelerinde herhangi bir şey büyütülebilmesi için Wistar Enstitüsü’ne gelene kadar soğuklarda taşınan materyalde kontaminasyonun önlenmesi ve maksimum düzeyde sterilizasyonunun sağlanması elzemdi.

[2:08:28] 1960’ların başında kürtajla alınmış ceninlerden organlar toplanıp Wistar Enstitüsü’ne gönderildiği dönemde AYDINLATILMIŞ RIZA (informed consent) mevhumu henüz bilinmiyordu. Kullanılan ceninlerle ilgili Karolinska Enstitüsü’nün Virüs Araştırma Merkezi’nde herhangi bir kayıt/belge kalmadığına eminim. 1972 ve 1997 yılları arasında bu bölümün başındaydım. Bu da demek oluyor ki, şayet Winstar Enstitüsü’nde de cenin örneklerinin kimlere ait olduğuna dair bir kayıt yoksa, ceninlerin izini sürmenin artık imkanı yok. O dönemi gayet iyi hatırlıyorum, zira üst lisans öğrencileri olarak organ toplamak için diseksiyonları biz yapıyorduk.

Bilimsel araştırmalarda kullanılmakta olan pekçok hücre suşu bulunmasına karşın, bunlar arasından en iyi bilinenleri WI-38 ve MRC-5’tir. Bu iki hücre suşu, kasten (planlı bir şekilde) aborte edilmiş iki ceninden gelmektedir. Ancak deliller göstermektedir ki, hücre suşlarının geliştirilmesinde yeterli uzmanlığın kazanılabilmesi için daha pekçok kürtajın uygulanması gerekmiştir. Ayrıca, aşı üretimi ve başka amaçlar için de hücre suşları geliştirilmiştir.

Wistar Enstitüsü, yeri Philadelphia’daki Pennsylvania Üniversitesi kampüsünde olan, immünoloji ve hücre biyolojisi dallarında uzmanlaşmış bir bilim enstitüsüdür.İlk olarak 1961 yılında ensititü için çalışmakta olan Dr. Leonard Hayflick 25 adet İDHS üzerine bir makale yayımlamıştır: WI-1’den WI-25’e kadar olan suşlar (WI kısaltması: Wistar Institute fötal örnek no 1-25). Bu hücre suşları, 19 ayrı, seçilerek aborte edilen ceninin akciğer, deri, kas, böbrek, kalp, tiroid, timus bezi ve karaciğerinden elde edilmiştir. Farklı organların seçilme nedeni ise dokü özelliklerindeki farkı test etmektir. Araştırmada ayrıca bu hücre suşlarının farklı virüslere karşı dayanıklılığı da test edilmiştir.

O zaman ABD’de kürtaj yasal değildi, bu yüzden de fötal dokular İsveç’in Stokholm kentindeki Karolinska Enstitüsü’nde görevli Dr. Sven Gard tarafından sağlanıyordu. Karolinska Enstitüsü’nde viroloji departmanı başkanlığı ve tıp fakültesi dekanlığı yapmış olan Dr. Erling Norrby, bu dönemde orada üst lisans öğrencisiydi. Aborte edilmiş pekçok ceninin diseksiyonunu bizzat yapmıştır:

Stokholm’daki Karolinska Enstitüsü’nde benden önce viroloji profesörü olarak çalışmış Sven Gard, 1959’da Wistar Enstitüsü’nde bir yıl boyunca maaşlı izin kullanmıştır.

Stokholm’daki laboratuvarda genç bir öğrenci olarak görevlerimden biri de yasal kürtajla alınmış ceninlerin diseksiyonunu yapıp organları Amerika’daki Wistar Ensititüsü’ne göndermekti. Wistar E.’de yapılan pekçok önemli hücre suşu çalışmasının, örneğin Leonard Hayflick’in WI-38 hücrelerinin kaynağı işte gönderilen bu materyallerdir.

Gard ve arkadaşlarının Wistar Enstitüsü’ndeyken yayımladıkları bir makalede, Hayflick’in hücre suşları hakkında şu ifadeler kullanılmıştır:

* Çalışmamızda kullanılan atenüe (zayıflatılmış) polio virüsü aşısının hazırlanmasında maymun böbreği hücreleri yerine cenin akciğeri dokusundan elde edilmiş insan diploid hücre suşu kullanılmıştır.
. . .
Son 35 yılda kızamık, kızamıkçık, hepatit A, kuduz ve polio virüsleri gibi sık karşılaşılan pekçok virüs aşısı, on milyonlarca Amerikalının fayda göreceği şekilde insan ceninlerinden elde edilen hücrelerde üretilmiştir ve aksi halde medikal artık olarak boşa gidecek cenin dokularına işlev kazandıracak teamül oluşturulmuştur.

[2:12:24] Kızamııkçık Virüsü RA 27/3’ün Ortaya Çıkış Hikayesi
Dünyanın her yerinde en sık kullanılan kızamıkçık aşısındaki virüs suşu (RA 27/3), Wistar Enstitüsü’nde Dr. Stanley Plotkin ve arkadaşlarınca geliştirilmiştir. . . .

[2:13:29] DSÖ websitesi – KUDUZ – İnsan Aşıları
Bu aşı ilk defa 19+74’te Fransa’da kullanım için ruhsatlandırılmış ve ticari üretim 1978’te başlamıştır.

[2:14:46] KKK-II – Merck, Kızamık-Kabakulak ve Kızamıkçık Canlı Virüs Aşısı
Videoda aşının oluştuğu 3 bölüm ve bunlarda İDHS kullanımına dair veriler ekrana geliyor.

[2:15:59] İnaktive Poliomiyelit Aşısı (Diploid Hücre Kaynağı) – IPV

[2:16:36] VARIVAX – Varicella (su çiçeği) ürün prospektüsü

Şimdi, burada anlamanız gereken en önemli şey, insan diploid hücreleri kullanılan bu ve diğer aşıları olmuş veya olmayı düşünenlerin, ki bunlara çocuklarınız da dahil, aşının her 0.5 mL’lik dozunda MRC-5 hücreleri ve bunlarla birlikte DNA ve proteinlerin bulunduğudur.

[2:18:00] PEKİ BU NE DEMEK? Bu, siz, aile bireyleriniz, çocuklarınız besi ortamı olarak insan diploid hücreleri kullanılmış bu aşıları her olduğunuzda, aborte edilmiş insan yavrularının DNA ve protein yapılarını alıyorsunuz. Bunlar vücudunuza aşılarla giriyor. Aşılanmış bir kişi olarak vücudunuzda büyük olasılıkla kürtajla alınmış insan cenini partikülleri dolaşıyor.

[2:18:45] Bu araştırma ve bunu destekleyen bilim aşı olmanızı veya uygulamanızı bıraktırmaya yeterli olmuyorsa, oldukça karlı olan kürtaj sanayii ve bu sanayiyle elele giden imhalık artık ceninler kullanılarak üretilmekte olan aşıların ahlaki ve etik sorunsalı en azından midenizi bulandırmalıdır. [2:18:51’de bitiyor.]

[2:19:00] Tıbbi Araştırma Literatüründe Kürtaj Endüstrisi ve İnsan Diploid Hücrelerinin Kullanımı

İmalatçılar

[2:19:23] Ceninlerin İsveç, Stokholm’dan Amerika’ya geldiğini hatırlayalım ve bundan bir on yol sonra ‘Roe v. Wade’ davasıyla neden ABD’de 50 eyalette birden kürtajın yasallaştırıldığını düşünelim. [Ekrana ‘Kürtaj Güvenli ve Yasal Olsun’ pankartı taşıyan kadın gruplarının görüntüleri geliyor.] Kürtajlanmış ceninlerin Atlas Okyanusu’nu geçerek ülkeye ithali hiç de ucuz değildi. Ancak tabii şayet kürtaj Amerika’da yasallaştırılırsa, aborte cenin materyaline erişim de papatya toplamak kadar kolaylaşacaktı. [(2:19:50) Vücut Parçaları için Fiyat Listesi ekrana geliyor.]

Benim [belgesel yapımcısı] şahsi görüşüm, Yüce mahkemede ‘Roe v. Wade’ davası için alınan kararın, ucuz fötal materyal elde edilebilmesi amacıyla kürtajın ülkede yasallaştırılması için alınmış olduğudur.

Bu düşüncenin doğru olduğunu düşünmek için belki de en geçerli neden, “Jane Roe” olarak bilinen davacı Norma McCorvey’nin hiçbir zaman kürtaj dahi olmadığı gerçeğidir. Oysa yüce mahkemeye taşınan ‘Roe v. Wade’ davası ile kürtaj tüm 50 eyalette birden yasal hale getirilmiştir. Ayrıca, bu davadan önce kürtaj kanunları Federal Hükümet’in yetki alanında değil, eyaletlerin yetkisindeydi. Jane Roe hayatında 3 kez hamile kalmış olmasına rağmen bir kez dahi kürtaja yeltenmemiştir.

Evlilik dışı ilk bebeğini 17 yaşındayken doğurmuştur. Norma McCorvey’in (Bayan Roe), bu çocuğu annesi tarafından büyütülmüştür, 2. çocuğu evlatlık olarak verilmiştir ve 1970 Mart ayında bir kez daha hamile kaldığında 2 genç avukat tarafından tutulmuştur ve davası daha sonra bir grup davası (class action) haline gelmiştir, kendisi de bu davanın baş davacısı olarak yerini almıştır.

[2:20:56] ‘Roe No More Ministry, The Pro-Life Outreach of Norma McCorvey, “Jane Roe” of Roe v. Wade’ (‘Roe v. Wade davasının Jane Roe’sunun Kürtaj Karşıtı Duruşu’nu gösteren görsel geliyor ekrana)

Bayan McCorvey hatta daha sonraları kendisiyle bağlantıya geçen bu 2 bayan avukatın kendilerinin müdahalesiyle kürtaj yaptırabileceği yönünde kendisini yanlış yönlendirdiklerini, kandırdıklarını iddia ediyor. Norma’ya göre avukatları daha sonra Teksas eyaletine karşı kanun değiştirici ajandaları için kullanabilecekleri bir belgeyi imzalaması yönünde kendisini baskı altında tutup zorlamışlardır. [ekrana gelen görsellerde daha sonra bu avukatların eyalet temsilcisi, senatör seçildiklerini görüyoruz.] 1973’te dava Teksas eyaletini aşıp yüce mahkemeye ulaştığında ise, 9 hakimden 7’si davacı Jane Roe lehinde oy kullanmıştır.

[2:21:51] ‘Yüce Mahkeme’nin aldığıa karar göre ilk 3 ayda kürtaj yaptırmak yasal hale geldi’ haberi geliyor ekrana.

Ve böylelikle de tarihteki en karlı tıp endüstrilerinden biri, yani KÜRTAJ ENDÜSTRİSİ ve bunun kapsamında kürtajla alınmış bebeklerin ve parçalarının satışı uygulaması doğmuştur.

[2:21:55] ‘Planned Parenthood’ organizasyonunun reklamı: “I had an abortion” (Kürtaj Yaptırdım) baskılı T-shirt’üyle bir kadın geliyor ekrana.

[2:22:07] Açılış Satırları – INC of Illinois, konsültattif ve diagnostik patoloji alt bölümünün Hizmet Bedeli A Çizelgesi, Embriyonik/Fötal 6/98 itibariyle geçerlidir

İsteğe Bağlı Hamilelik Sonlandırması:
* 2. Trimester D ve E 13-24 haftalık
TAZE = 90 dolar DONDURULMUŞ = 130 dolar (numune başına)
* 1. trimester aspirasyon 6-12 haftalık
TAZE = 220 dolar DONDURULMUŞ = 260 dolar (numune başına)
* Spontane (Düşük) 6-40 haftalık
TAZE = 240 dolar DONDURULMUŞ = 280 dolar (numune başına)

Bu bir tesadüf değildir. Kürtaj yanlısı ve karşıtı hareketlerle de bir ilgisi yoktur, ki bu hareketler kandırılması kolay kamuoyunu siyasi açıdan bölmek için gayet kurnazca kullanılmıştır.

[2:22:37] OBAMA’nın ‘Planned Parenthood’ toplantısındaki konuşması.
Obama burada ‘Planned Parenthood’ (Aile Planlaması) örgütüne hitaben yaptığı konuşmada PP’ye ülkede kadınlar, aileler ve yapılanları takdir edecek sağduyudan yoksun erkekler adına teşekkürlerini sunuyor.

[2:22:37] Obama’nın Pensilvanya’daki seçim kampanyası: “Freedom of Choice Act” (Seçim Özgürlüğü Yasası) imzalama sözü veriyor. ‘Roe v. Wade’ davasına atıfta bulunarak, beni seçmezseniz bu hak tehlikeye düşer diyor.

Bu gerçekten de salt “seçim hakkı” ile mi ilgili?

Obama’nın Planned Parenthood’un toplantısındaki konuşmasında bir başka kesit geliyor görüntüye: “I will not yield, and Planned Parenthood will not yield!” (Ben boyun eğmeyeceğim, Planned parenthood da boyun eğmeyecek!)

[2:23:19] 1973 yılından bu yana ölen Afrika kökenli Amerikalıların yaklaşık sayısını gösteren grafik.

Grafikte AIDS, Şiddet içeren suçlar, Kazalar, Kanser, Kalp hastalıkları ve en son da kürtaj rakamları veriliyor. Diğerlerinden en yüksek rakamlar 2 küsür milyonla kalp rahatsızlıklarına bağlı ölümlerden iken kürtajla alınan hayat sayısı tam 13 milyon!

“We do not want word to go out that we want to exterminate the Negro population . . .” Sözün sahibi, Planned Parethood örgütünün kurucusu Margaret Sanger, “Zenci nüfusu yok etmek istediğimiz duyulsun istemiyoruz” diyor 19 Aralık 1939’da Dr. Clarence Gamble’a mektubunda.

[2:24:20]
* 1970’te ABD’de yaklaşık 22,600,000 siyahi “Afrika kökenli Amerikalı” yaşıyor.
* 2010 yılına gelindiğinde bu sayı 38,900,000’e yükseliyor.
Bunların çoğu dışarıdan gelen göçmenler. 13 milyonun çok üzerindeki kürtajlarla Amerika’daki potansiyel “siyahi” nüfus %30’un üzerinde bir oranda azaltılmış oluyor.

[2:24:25] MMWR (Haftalık Morbidite (hastalanma) ve Mortalite (ölüm) Raporu, CDC tarafından hazırlanıyor) – Kürtaj Sürveyansı – ABD – 2004, Üreme Sağlığı Departmanı, Ulusal Kronik Hastalık Önleme ve Sağlık Promosyonu Merkezi’nin verileri geliyor ekrana.

[2:24:36] Siyahi kadınlardaki kürtaj oranı (1000 canlı doğum başına 472 adet), beyaz kadınlardakine oranla 2.9 kat daha yüksek.

1472 hamilelikten 472’si kürtajla sonlandırılıyor yani! Siyahi çocukların %32’si kürtajla alınıyor.

Bu bilginin hemen ardında Obama’nın Planned Parenthood’daki konuşmasının kapanış bölümü geliyor ironik şekilde ekrana: “Thanks to all of you, to Planned Parenthood”. (Hepinize ve Planned Parenthood’a teşekkürler.)

[2:25:17] Haber Akışı

-Bazı kozmetik ürünlerinde aborte cenin kullanımı: GERÇEK
-Güzellik kremlerinde aborte cenin hücreleri kullanılıyor
-Pepsi, Nestle ve Kraft ürünlerinde kullanılan aborte bebek hücreleri lezzet katıyor!
-Pepsi, Kraft ve Nestle ürünlerinde lezzet için aborte fötal hücreler kullanılıyor.
-Sukroloza eklenen Senomyx/aborte edilmiş insan cenini hücrelerinden yapılan Senomyx [Senomyx, tıpkı MSG gibi bir lezzet artırıcı]

[2:25:57] “You’ve got to tell them…”
“Soylent Green IS people!”
“We’ve got to stop them!”, Charlton Heston’ın filmleştirilmiş kitabı “Soylent Green”den bir alıntı. “Onlara bunu söylemen lazım, Soylent Green aslında insandır, onları durdurmamız lazım!”

SONUÇ

Barışçı yollardan bu işin çözüm yolu var mıdır? HAYIR.

[2:26:50]Amerika’da senatörler zorunlu hale gelen aşılardan kazanç elde ediyor. İsim isim kimin ne kadar “bağış”, “katkı” aldığı ekrana geliyor.

Aşıların zorunlu olmasını ve “fast-tracking” denilen yöntemle hızlansırılmış olarak ruhsatlandırılmalarını sağlamak için geçirdikleri kanunlardan dolaylı olarak fayda/menfaat sağlıyorlar.

Size gidip doktorunuzla da konuşun demeyeceğim, zira ilaç sanayisinin kirli imalathanelerinde çıkan her ne varsa bunu size satıp enjekte etmekten ilk başta maddi çıkarı olan bizzat sağlık endüstrisidir. Ve tabii herhangi bir hastalığa çare bulunması gibi bir düşünce bu kar amaçlı endüstrilerin görmeyi isteyeceği son şeydir.

İşin gerçeği şu, sizin benim gibi insanların sağlık, üreme sağlığı, aşı, ilaç ve ecza sanayileri ile tabii ki kürtaj endüstrisinin kasıtlı olarak yarattığı hastalıklar ve sebep oldukları ölümlerle ilgili yasal olarak başvurabileceğimiz ne bir merci var ne de kanunen bir çıkış yolu. Çünkü hukuk sistemi kişileri sermaye şirketlerinin eylemlerinde korumak için değil, tam tersine, şirketleri insanlardan korumak için var. [Bu arada görüntüye hayat kurtarıcı ilaçların insanların ulaşamayacağı kadar pahalı olduğu bilgisi geliyor.] Bu bakımdan Amerikan Kanunnamesi’nin (American Code) yasaları gayet net ve bu yasalar oraya sermaye şirketlerini koruyup kollamak için özellikle konulmuştur. Bunun neden böyle olduğunu anlamak için öncelikle bu endüstriler ile devletin simbiyotik ilişkisini kavramanız gerekir; 70 yılı aşkın bir süredir devletinizin bu halka açık ilaç ve sağlık şirketlerinin hisse senetlerine yatırım yaptığını bilmeniz şart mesela.

[2:27:57] En büyük ilaç ve ecza şirketlerinin 2008 bütçe tahsisi (milyar dolar bazında) geliyor ekrana.

Devlet, yapmış olduğu kamu yatırımları ile sahip olduğu hisseler ile bugün bu şirketlerde bizzat çoğunluk hissedarı (hakim hissedar) konumundadır.

[2:28:13] İlk 10 ilaç şirketinin bütçeden araştırma ve geliştirmeye (Ar-Ge) ayırdıkları milyar dolar bazında pay geliyor ekrana. Burada mesela reklam ve pazarlamaya ayrılan bütçe kat be kat daha fazla.

Ve şimdi devlet bugün kolektif olarak çoğunluk hissedarı olduğu bu firmaları ve endüstrileri denetliyor?! Bu menfaat çatışması ile ilgili daha fazla bilgi için lütfen diğer belgesellerim, “The Corporation Nation Part 1” ve “The Great Pension Fund Holds”’u izleyiniz.

Sonuçta, burada göz önüne serdiğimiz çılgınlığın yalnızca tek bir çaresi var. O da sizin, yani halkın bu gidişata dur demesidir. Bundan böyle ne devlete ne de doktorunuza aşı veya ilaç kullanımıyla ilgili izninizi vermemelisiniz. [“We do not consent”, (“İzin vermiyoruz”) Rıza göstermediğinizi yüzlerine söylemeniz lazım! Zira unutmayın, tüm yasalar yönetilenin/vatandaşın rızasına dayanır. Ve sizler sessiz kalmaya devam ettikçe bu toplu aşılamalar ve beraberinde yürütülen sterilizasyon programı Birleşmiş Milletler ve dünya devletlerinin aştirakiyle devam edecektir. Yan, bir tek SİZ yaşamın imhasına son verebilirsiniz.

Yapımcı Clint Richardson’ın diğer eserleri ve websiteleri:

Lethal Injection 2: Re-Vaccinated, 2011 (video)
Clint4P.com
TheCorporationNation.com
Realityblogger.wordpress.com

Bir Asena Devlet&Araştıran Anne ortak yapımıdır 🙂

9 Comments

  1. selin
    May 13, 2013

    tek kelime ile harikasınız böyle bir emek için çok zaman harcamak ve bu zamanı harcamak için gerçekten de insanları biliçlendirme aşkı gerekiyor… ikinizi de tebrik ediyorum…

    • arastirananne
      May 13, 2013

      Tesekkurler Selin, tek dilegim insanlarin okuyacak sabri olmasi 🙂 Ilk firsatta da altyaziya donusturursek eminim cok daha fazla insan faydalanir 🙂
      Sevgiler,

  2. melis
    May 14, 2013

    Aşılar hakkında az çok bilgi sahibiydim ama şu an dehşete düşmüş durumdayım. çocuğumu aşılatmıyorum ama yapılmış aşıları da vardı. şu an onlar için çok üzgünüm..

    • arastirananne
      May 14, 2013

      Meliscim hislerini cok iyi anliyorum cunku benim kizim da 18 aylik olana kadar butun asilarini oldu. Keske bir diyen olsaydi, haberimiz olsaydi. Ama zararin neresinden donersek kar, sadece kendi cocugum icin de degil, butun cocuklar bir, bir kere anne oldun mu !

  3. didem
    May 14, 2013

    alkışlıyorum, süper, nasıl bir emek, teşekkür ederiz kendi adıma, dün gece okumaya baslamıştım anca simdi tamamlayabildim, inanılmaz, gercekten masal gibi….

    yine inanmak istemeyecekler, yine ne alakası var diyecekler…

    umarım artık sadece takvimde var diye ya ya doktoru söyledi diye aşı sırasına giren insanların aklında soru işareti bırakır,

    mutluluk ve sevgiyle …

    • arastirananne
      May 14, 2013

      Didem asil ben seni alkisliyorum bir kere de oturup okudugun icin 🙂 Ben videosunu iki gunde bole bole seyretmistim 🙂
      Tebrik ediyorum :))

  4. Umida
    May 14, 2013

    Yahu ne kadar HARİKA bir iş çıkarmışsınız!!!!!!! Elinize, gönlünüze sağlık, iyi ki varsınız!!!! Bir anne olarak size sonsuz saygı ve sevgilerimi sunmak isterim:)

    • arastirananne
      May 14, 2013

      Asena sagolsun, bu videoyu ben taa 2011 de eklemisim ama oyle zor yerleri vardi ki, hic cesaret edip baslayamamistim cevirmeye. Asena olmasa bu video hala dururdu blogun bir yerinde.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir